HK
Hadislere saldıran şeytanların tek amacı Resulullah efendimizden uzaklaştırmak. Dikkatli ol
Araştırma-İnceleme Tarih
HK
Oryantalist ve bidat ehli olanlar yoldan çıkmıştır. Dikkatli ol Sende çıkarsın
Araştırma-İnceleme Tarih
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
ALBİNA İÇİNDE BİR “CAN” TAŞIYOR
Albina’nın hamilelik haberi, aileye beyaz bir güvercinin muştusu gibi geldi. Yeni vatanlarında doğacak bir fidanı herkes, dört gözle beklemeye başladı. Onca savaştan ve göçten sonra, güneşi beklemek gibi. Günler haftaları, haftalar da ayları kovaladı. Albina, hamileliğinin dördüncü ayındaydı. Artık ona kimse fazla iş vermiyor, herkes onu pamuklar üstünde tutuyordu. Prenses gibiydi Albina. Kolay değildi. Onun içindeki can, ailenin denizin öte yakasında doğacak “ilk ferdi” olacaktı. Onun, artık günlerinin çoğunu yatakta geçirdiği vakitlerdi bunlar. Yine böyle bir vakitte, anne adayı biraz rahatsızlanmıştı. Genç anne adayını rahat ettirecek çareler aradılar. Lavantanın ferahlatıcı kokusunu tecrübe ettiler. Bir fincan tarçınlı süt verdiler. Pencereden sızan sonbahar güneşi, Albina’nın elindeki fincanı aydınlatıyor, genç anne adayı, fincanın içindeki tarçınlı sütü azar azar yudumluyordu. Bir eli, belli belirsiz yuvarlaklaşan karnındaydı. Vasıf Bey, Trabzon’dan kalkıp, Albina’yı kontrole gelmişti. Odada, bir ebe de vardı. Ebe Zarife Hanım, Albina’nın yüzüne ve belli belirsiz yuvarlak karnına baktı. —Dördüncü ay oldu, en netameli zamanlar…Sen, artık iki canlısın kızım. Dikkatli ol, dedi. Çok geçmeden odaya Vâsıf Bey de geldi. Babacan tavırlarıyla Albina’ya yaklaştı. —Nasilsun kizum, diye sordu. Albina, dudaklarının kenarına zar zor yerleşen bir tebessümle yanıtladı: —İyiyim ama uykuyu özlüyorum, dedi elinde tuttuğu fincandaki sütü göstererek. —Gayet tabiidur, kizum. Artık içunde bir can var. Albina sağlıklı görünüyordu. Bu halinin devamı, annenin iyi beslenmesine ve mümkün olduğunca kendine dikkat etmesine bağlıydı. Uyarılarını yapıp, bebeğini “bir avazda” kucağına sağlıkla almasını dileyerek evden ayrıldı Vasıf Bey. Muayene bittikten sonra Albina,
Bilim
"Kuantum dolanıklığı, iki veya daha fazla parçacığın birbirleriyle bağlantılı hale gelmesi durumudur" Kara madde ile kara enerjinin birbirine oranları aynı zamanda evrenin gelecekteki tarihi hakkında da bilgi vermektedir.Eğer kara enerji baskın olursa evren büyük parçalanma ile son bulacak,eğer kara madde daha yüksek oranda çıkarsa evren kendi içine çökecek,son olarak bunların oranı birbirlerini dengeleyecek şekilde çıkarsa evren düz evren olan bir süreçte, genişlemeye devam edecektir. ((Cern ve büyük patlama//Kerem cankoçak)) Kuantum fiziğinde nedensellik çalışmaz. Her olayın belli bir nedeni yoktur. Olurlar sadece. Bizim kafamızdaki nedensellik kavramı çok eskiden kalan bir şartlanmadır. Aristoteles her şeyin bir ilk nedeni olması gerektiğini söylüyordu. Neden öyle olsun ki ? Fizikteki yasalar bile aslında bir simetri Kırınımı sonucu ortaya çıkarlar. Çünkü tamamen simetrik evrende hiçbir şey meydana gelmez. Aslında fizikte hiçlik de yoktur, hep bir varoluş vardır. Bu varoluş sırasında ne olacağı tamamen rastlantısaldır.. ((Cern ve büyük patlama//Kerem cankoçak)) Kütle,bir enerji biçimidir.Daha ağır kütleli parçacıklar elde etmek için,düşük kütleli parçacıklar çok büyük kinetik enerji kazandı rılacak,hızlandırıcı üzerinde bulunan dedektörlerin içlerinde çarpıştırılır.Bir parça çığın momentumu,dalga boyu ile ters orantı lıdır.Parçacık hızlandırıcıları,bir parçacığın momentumunu arttırmak,dalga boyunu azaltmak için kullanılır.Dalga boyu ne kadar küçük olursa,hedef hakkında o kadar çok bilgi edinilebilir.Hızlandıcıda,çarpıştırılan parçacıklar kazandıkları kinetik enerji ile yeni parçacıklar oluştururlar.Bu sayede ağır kararsız parçacık yaratılabilir ve özellikleri incelenebilir,parçacık bozunum ürünleri incelenerek bunlardan parçacıkların
bir hücreydi uyandığım yer, başım dizlerimin arasında… srdr
ELBRUZ VE SİNEMİS EVLENİYOR
Köy, hiç olmadığı kadar neşeli ve canlıydı. Her hanede tatlı bir telaş vardı. Çünkü o gün Elbruz ve Sinemis’in düğünü yapılacaktı. Başta Abrek Amca olmak üzere köyün tüm erkekleri “Çerkezka”larını giymiş, tertemiz ve ağır başlı bir ölçülülükle düğüne gelmişti. Kadınlarsa, Kafkas dağlarının çiçekleri gibi rengârenkti. Jankat, arkadaşlarıyla düğün meydanına geldiğinde gözleri hemen onu buldu. Albina’ydı gördüğü. Dal gibi zarif, yeşil gözlü, lepiska saçlı Albina… Kendine çok yakışan bir kıyafet vardı üzerinde. Belki bu düğün, Sinemis’in olmasa, gelenler Albina’yı gelin zannedeceklerdi. Kim bilir, belki Jankat’ı da, damat. Düğün, her zamanki gibi Kafe ile başladı. Bir zaman böyle devam etti ama akordeonu çalan, fazla oyalanmadan, gençlerin de arzusuyla Şeşen’e geçti. Jankat, tüm oyunlarında, Albina ile dans etti. Oyun boyunca konuşmadılar ama onlara bakanlar, sevda gözüyle aralarında geçen konuşmaların şahidi oldular. “Seninle oynamalıyım. Yoksa akordeonun bu güzel ezgileri boşa gider,” dedi Jankat Albina’ya içinden gelen bir sesle. “O zaman başla! Dikkatli ol ama ben de senin kadar güzel oynarım,” dedi Albina hafifçe gülümseyerek. Albina ve Jankat, her oyunda birbirlerine daha da yakınlaştı. Her dönüş ve her adım bir ritim; her ritim, iki kalp arasındaki aşkı anlatan belli belirsiz bir fısıltıydı. Arada Jankat, Albina’ya sadece gözlerinin diliyle, bir şeyler fısıldadı. “Sana bakmak, dağ rüzgârlarını yakalamaya çalışmak gibi,” dedi. Albina, gözleriyle karşılık verdi: “Seninle adım atmak, su üstünde yürümek gibi.” Elbruz ve Sinemis de, akordeon eşliğinde oynarken anlamışlardı, Jankat ve Albina’nın da “kendileri gibi âşık” olduklarını. Akordeon, hâlâ çalıyordu.