El Latîf Zikri Latîf olan Allah, en ince yerden iş gören, görünmeyen incelikleri bilen, kulunun gönlüne lütufla nüfuz edendir. Bu isim, iç dünyada çözülmesi zor görünen düğümleri kırıp dökmeden çözer. İnsan çoğu zaman değişimi değil, değişimin ardından gelen ferahlığı fark eder. Ebced değeri لطيف ebced değeri 129 Hesap lâm 30 tı 9 yâ 10 fâ 80 toplam 129 Kaynak Ebced hesabı hurûf ilmi geleneği Zikir sayısı Ya Latîf 129 defa Kaynak Ebced değeri kadar zikir uygulaması, tasavvuf erbabında yaygın bir usuldür Bu zikir gönlü uyandırır. Ya Latîf tekrarlandıkça, içteki katılaşmış perdeler incelir. Duyguların gürültüsü azalır, sezgi berraklaşır. Hayatın içindeki ince işaretler daha görünür olur. Çünkü Latîf tecellisi, zorlayarak değil lütfederek gerçekleşir. Zikir, niyetle birleştiğinde iç âlemde bir uyum kurar. Nefes ritmi yumuşar, kalp atışına yakın bir ahenk oluşur. Bu ahenk, ağır hisleri dönüştürür, insanı daha sakin, daha merhametli, daha dikkatli kılar. Bu bir vaat değil, zikrin kalpte açtığı derin hatırlayışın tabii neticesidir. Allah anıldıkça kalp genişler, genişledikçe hikmete yer açılır. Uygulama Mümkünse abdestli ol Sessiz bir yerde otur, omuzları bırak Nefesi burundan al, verirken kalbin rahatladığını hisset Her Ya Latîf deyişinde, gönlüne ince bir rahmet indiğini düşün Bitince bir süre sus ve sadece farkındalıkta kal Dua Ya Latîf, içimizin en ince noktalarına rahmetinle eriş. Bizi incitmeden ıslah et, gönlümüzü hikmetinle arındır. Niyetimizi ihlasa çevir, bizi sana yakın olan kullarından eyle. Âmin.
SAKLI PUSULA Yıl: 2090. Birleşmiş Irklar Konfederasyonu (BİK) Arşiv Dairesi. Dışarıda, sera gazlarının hapsettiği bakır rengi bir gökyüzü ve suların yuttuğu bir dünya vardı. Selim, Arşiv Dairesi’nin 42. katındaki loş terminalinde, Senato’nun "Büyük Temizlik" operasyonu kapsamında eski dijital kalıntıları siliyordu. O gün, sistemin genel taramalarından gizemli bir şekilde kaçmış, şifreli bir veri bloğuna rastladı. Ekranda kısa bir anlığına devasa bir kara parçası belirdi; resmi haritalarda "Zehirli Boşluk" olarak işaretlenen yerde, yeşil ve yaşanabilir bir kıta vardı. Selim, bu verinin saniyeler içinde sistem tarafından fark edilip yok edileceğini biliyordu. Panikle etrafına bakındı. Dijital bir kopyalama yapması imkansızdı, sistem anında alarm verirdi. Masasının çekmecesindeki eski bir antikayı çıkardı: Babasından kalma, mekanik görünümlü ancak içi boş bir pusula kapsülü. Bu kapsülü, acil durumlar için gizli bir veri depolama birimine dönüştürmüştü. Titreyen parmaklarıyla dosyayı bu fiziksel kapsülün içine aktardı. Veri yüklemesi bittiği an ekran karardı; Senato’nun merkezi yapay zekası durumu fark etmişti. Tam o sırada, odanın ağır metal kapısı o meşhur hidrolik tıslamasıyla yana kaydı. Selim pusulayı hızla tulumunun iç cebine attı. Yakalandığını düşünerek nefesini tuttu ama karşısında duran iki Sentetik Lejyoner’in tavrı farklıydı. Silahlarını doğrultmamışlardı. "Arşiv Memuru Selim," dedi lejyoneer, metalik ve ruhsuz bir sesle. "Senato tarafından Büyük Arena'daki 'Gerçeklik İstişaresi' toplantısına davet edildiniz. Halk arasındaki fısıltıları bitirmek için bir şahit olarak orada bulunmanız emredildi. Hemen bizimle geliyorsunuz." Selim, iki çelik yığınının arasında asansöre doğru yürürken kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Cebindeki pusulanın içinde ne olduğunu, o
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
PEYGAMBERİMİZ HANGİ TARİKATTENDİ?..
Damlaya geldiği deniz sorulur. Denize geldiği damla sorulmaz. Işığa kaynadığı güneş sorulur. Güneşe kaynadığı ışık sorulmaz. Kayaya koptuğu dağı sorarsın. Fakat dağa koptuğu kayayı soramazsın. Çünkü, bütün parçadan daha azı olamaz. Bütünü parçadan az görmek bir mantık hatâsıdır. O yüzden böylesi imâlarla edilen suâllere karşı da dikkatli ol. Cevap vermekte acele etme. Üzerlerine kuruldukları mantığın sakatlığını ortaya koy önce. Sonra, eğer dilersen, yeniden kurgulayıp soruyu, bir cevap verebilirsin. Bence en güzeli de budur. Aksi halde cevaplamak pusuya düşmek olur. Düşmanın mızrağını vücuduna saplayıp bedeninden çıkan ucuyla yine düşmana saldıramazsın. Öyle hücum edene cesur demezler. "Peygamberimiz hangi tarikattendi?" veya "Aleyhissalâtuvesselâm Efendimiz hangi mezheptendi?" gibi suâller de böylesi tuzaklardır bana göre. Neden? İlk olarak Onun bütünlüğünü ıskalattığından. Nübüvveti parçalaştırdığından. Parçaya bütünü yutturacak bir cerbeze çevirdiğinden. Halbuki din nübüvvetin göğsünden kaynar. Sünnetiyle şekillenir. Hayatıyla hayatlanır. Hz. Aişe radyallahu anha annemizin tabiriyle Onun ahlâkı Kur'ândır. Hakikat bu iken nasıl ulu güneşe "Hangi pırıltıdan doğdun?" denilir. Nasıl okyanusun anneliği damlada aranır. Nasıl dağın cesameti çakıltaşlarıyla açıklanır. Kül cüzzün içine sığmaz ki. Aksine parçalar bütünde toplanır. Aleyhissalâtuvesselâm Efendimiz bütünlüğümüzün ta kendisidir. Bizse, Mü'minliğimiz miktarınca, Onun parça parça parçalarıyız. Mahşer günü sancağı altında toplanmayı ümit ettiğimiz gibi bugün de hidâyeti altında toplanırız. Öyleyse bu suallerin düzeltilmiş şekli şöyle olabilir: **"Hangi tarikatler Tarikat-ı Muhammediye'dendir?" veya "Hangi mezhepler Mezheb-i Muhammediye'dendir?" Onun da cevabını Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in
Ehl-i Sünnet Yolu
"Kuşları rahatsız etmemeye en çok özen gösteren kişi aslında avcıdır. Bu yüzden bazı sahte ilgilere aldanma."
1000Kitap
HK
Yükseklere rüzgar hızlı eser dikkatli ol
Araştırma-İnceleme Tarih
Öyleyse dikkatli ol. Güvenliğin ilk şartı korkudur. Hamlet