Genç adam, soluk bir karanlığın içinde bir şeyi bekliyormuş gibi duran İstanbul'a baktı. Tek tük ışıkların ancak yerini tespit edebildiği bu koyu kara șehirde hem akıcı hem de katı bir hal vardı. Daha doğrusu sinsi sinsi yatan kocaman bir hayvana benziyordu. Öyle bir hayvan ki, başına ağı bir darbe indirilmiş de bir daha indirilmesin diye cansız rolünü oynamaktadır. Bu sehir 16 Mart işgal günü Necdet'e gene böyle bir canlı mahlûk manzarası göstermiști. O gün Istanbul kendisine zorla ve alçakça bir iş yapılmıs ve utançtan yüzü koyun yere yatmış bir adamı hatırlatıyordu. Bu adam aylarca başını kaldırmaksızın hep aynı durumda sessiz ve hareketsiz kaldı. Lakin Sakarya zaferinden sonra ortadan siliniverdi ve yerine, zincirlere bağlı bir dev geçti. Bu da öbürü gibi hiç kımıldamıyor, fakat sağlam ve tehdit eder gibi durmasını biliyor ve hiçbir tavrında yüz kızartıcı bir ayıp hissetmiyordu.
Beyoğlu'nda bir büyük Rus barının açıldıgı geceydi. Açılış toreni münasebetiyle bir umumi balo veriliyordu. Leyla'dan her ayrılışında mutlaka Beyoğlu'nun eğlence yerlerine düsen Necdet de yanında birkaç arkadaşıyla orada bulunuyordu. Çoğunluğu sivil giyinmiş Itilaf zabitlerinden meydana gelen bir kalabalık burasını dansın, kahkahanın sarhoşluğun çeşitli gürültüleriyle doldurmuştu.
Nice mesutlar vardır ki bu hırs ve tutku yüzünden mesut olmadığı zannında bulunur. Kendi kendine fani hayatını cehennemî bir hale getirir. Zaten en basit ve ilkel bir insanın, bir insan yavrusunun bile bitmez tükenmez bir emeli vardır. Insan, işte şu devirde her şey oldukça anlaşılmışken, anlaşılmayarn bir muamma. Nedense insan yaradılısça tuhaftır; birçok şeye sahip olur, oldukça hırsı artar.
Acaba saadet nedir? İşte bunu bilen yoktur. En doğru tabirle dünyanın telâşesinden habersiz mecnunlar mesut sayılabilir.
- Âb-ı hayat aramaya gitmek mi istiyorsun?
- Evet.
- Çok şey! Dünyada belasını arayan adam da varmış!
- Âb-ı hayat...
- Tasavvuru mümkün olan belaların en büyüğü, akıl edebileceğimiz azapların en müthişi.
-Ebediyen yaşamak ha!
- Şüphe yok. Bu âlemin bütün zevki yokluk ümidiyle vardır.
-Olmaz şey
- Hakikat bu. Hayatn zevki ölüm sayesindedir. Eger ölüm olmasa, hayatın hiçbir kıymeti olmazdı.