Gençlerden, öncelikle incelikten hoslanan yüksek tabakadaki kişilerin, daha sonra da hâli vakti orta derecede olanların çocuklukta bulaşan alâfrangalık hastalığı Keșfi Beye de bulaşmıştı. Babasının gücünü aşmayacak șekilde Frenk gibi süslü gezmek, Fransızca okumak, "Bon soir!", "Bonsuar!", "Vous allez bisem? lyi misiniz?" demek için Beyoğlu'nda adam aramak, Türkçe konuşurken araya Fransızca sözler katmak, koltuğunun altında roman taşımak, savurganlığa, eğlence hayatına, borç yapmaya uzanmak ve Türkçeyi edebiyatsız kaba bir dil kabul edip bu dili bilmemekle övünmek gibi o zaman icin ve belki bugün bile alâfrangalılaşmanın yolu ve gereği sayılan düsünce ve davranıslarda, kısacası millî değerlerden mümkün olduğu kadar sıyrılmak hususunda, o da yasıtları kadar yetişmişti.