Özerklik, seçimlerimizi, içimizden geldiğince ve başkalarının hakkını gözeterek yapabilmeyi tanımlar. Özerklik öğrenilmediğinde, seçim yapılması gereken durumlarda kararsızlık yaşanır. Karara ulaşıldığında da yapılan seçimin doğruluğundan bir türlü emin olunamaz. İnsanın kendisini ortaya koyması gereken durumlardan kaçınılır, bazen fark edilmek bile utanma duygusunun yaşanmasına neden olabilir.
Özerk olamayan insan, ifade edemediği kızgınlıklarını sürekli bilinçaltına bastırdığından, bunun yarattığı ikiyüzlülüğü kendinden utanma olarak yaşar. Yargılanmaktan korkar, korktukça başkalarını yargılar. Yargıladıklarının çoğu, aslında, kendinde kabul edemediği yönleridir. Küçük düşme ya da rezil olma kaygıları, bunlarla ilgili ipuçları aranmasına neden olur.
-Nedir senin için baba?
+Annenin karnına düştükten sonra oğlunu hayatının sonuna kadar koruyup sahiplenen, güçlü, şefkatli kişidir baba. Dünyanın başlangıcı ve merkezidir o. Bir baban olduğuna inanıyorsan, onu görmesen bile kendini iyi hisseder, onun orada olduğunu, gelip seni şefkatle koruyacağını bilirsin. Benim öyle bir babam olmadı.
Kuvvetli, kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapamayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapamayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkar olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?