Kişinin kendini korumak için savaşma kapasitesi bir güçtür; savaşma yalnızca, saldırganlık bir alışkanlık haline geldiğinde ve kişi seçme becerisini kaybettiğinde bir kısıtlama olur.
Bu insanlar öylesine sindirilmişti ve bu tür adamların onlara neler yapabileceğine dair öyle uzun bir tarihsel sürece yayılan acı tecrübelere sahiplerdi ki, kimse ne sesini çıkarabildi, ne elini oynatabildi, ne de gözünü yerden kaldırabildi.
İyileştirilmemiş travma, gölete atılmış bir kaya gibi davranır, zamanla diğer birçok bedeni etkileyen, dışa doğru hareket eden
dalgalanmalara neden olur. Aylar ya da
yıllar sonra, iyileşmemiş travma bir kişinin
kişiliğinin bir parçası gibi görünebilir. Daha
da uzun sürerse, bir evdeki diğer bireyler
aracılığıyla aktarıldıkça ve birleştirildikçe,
bir aile normu haline gelebilir. Ve birden çok aile ve nesiller aracılığıyla ve birleştirilirse, kültür gibi görünmeye başlayabilir..
-Resmaa Menakem-