I was burning through books every day - stories about people and places I’d never heard of. They were perhaps the only thing that kept me from teetering into utter despair.
Üç şeyden emindim. Birincisi, Edward bir vampirdi. İkincisi, bir yanı benim kanıma susamıştı ve bu yanının ne kadar güçlü olduğunu bilmiyordum. Üçüncüsüyse, koşulsuz ve geri dönülemez bir biçimde ona aşık olmuştum.
Yeterince derinlere gitmiştim. Korkunç sırrımla ilgili hiçbir şey yapamayacağımı biliyordum. Çünkü onu, insanı hipnotize eden gözlerini, kişiliğinin o manyetik gücünü düşündüğümde, onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemiyordum.