Her ay olduğu gibi bu akşamüstü de önce salonuma nezaketle teşrif eden, geceye doğru yatağıma çekilirken ise yatak odamı ışıl ışıl nura boğan dolunay; umudu hafife alan, kalbi asrın maddi dehlizlerinde kararmış bedbahtlara inat, fıtri bir sadakatle tam karşımda duran muazzam bir semavi lambadır; zira bilirim ki, Rabbimin Güneşi bir ışık, ayı da bir nûr kılan O'dur fermanı muktezasıyla, bu fani dehrde aynı göğün altında, aynı mukaddes zamanlarda aynı ulvi hakikate bakan sadık sineler için ay; sadece geceyi aydınlatan bir cisim değil, hem yoldaş, hem sırdaş, hem de zamana ve mekana hükmeden Hafîz isminin yeryüzündeki nurlu bir şahididir. Beşeriyetin o boğucu gürültüsünden sıyrılıp zihin namusunu ve kalbi muvazeneyi korumak adına başımı gökyüzüne her kaldırdığımda, hilkatin bu asil aynasından gönlüme süzülen ışıltı bana ebedi vuslatı, kadere teslimiyetin sarsılmaz serinliğini fısıldar; nitekim Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebilir misin? ayetin cilasıyla parıldayan bu muhteşem mahluk, nefsi dürtülerin kışkırttığı sahte parıltıların aksine, ruhu bedenin zindanından çıkarıp ilahi marifetin asil ve inşirah veren semavi ufkuna taşıyan muazzam bir hüsn-ü hatime hafızıdır.
Nazar kıl sine-i dilde, nümayandır o meh-pare,
Felek şahid, kamer sırdaş, gönül ram oldu Dildar'e.
Beşer her vech ile gitsin, safamız fıtrat-ı nurdur,
Nasib itmiş Huda vuslat, ne hacet gayrı a'yare?