Yedi Peçeli; kadınların tanımadığı, bilmediği ayrı ve üstün bir âlemde yaşayan bir kahramandır. Kadınlar onun değişik hayatına akıl erdiremedikleri için ona "Perili, karışık, yedi peçeli" derler. O, yedi senede bir defa sultan ablasının deniz kıyısındaki harem sarayına hatır sormaya gelir. Kadınlar dünyasına ayak basması öyle nâdir bir vakadır ki bahçede en seyrek açan nazlı gül fidanı çiçeklenerek kahramanın gelişini müjdeler. Abla sultan her ziyârette Yedi Peçeli'ye dünyânın ikramını gösterir, en dildar câriyesini onun koynuna verir; fakat onu bir türlü sarayda alakoyamaz. Yedi Peçeli bir gece kalır ve gider. Ayağını bağlayabilmek için yüreğine aşk ateşini salmak gerek. Hasret çeke çeke açıkgözlülüğe erişen kadınlar kahramanda aşkı uyandırmak yolunu öğrenirler. Hoşlandırmak, acındırmak, düşündürmek. Öyle pâdişah kızıydı, yok hâkan kardeşiydi, böyle şeyler Yedi Peçeli'nin kulağına girmez. Kahraman İskender'in kızını, bir pula satın almaz. Eşi olacak kızı, bir câriye diye karşısına çıkarırlar. Nazlı, güzel bir kız; çocukça savrukluğu, pervâsız cüretkârlığa hep kabahat işleyen, hırpalanan, hor tutulan, gene de ortalığa meydan okuyan hem zavallı hem girgin bir kız. İşte Yedi Peçeli bu pusuya düşer, sevdâlanır, evlenir.
Baş başa verip üstün dünya kahramanını miskin ev hayatına nasıl bağlayabileceklerini keşfeden kadınlara alt tarafı için de yâni Yedi Peçeli'yi devamlı alakoymak ilmi için de tedbir gerektir. Gönül katmak, teslim olmak güç değil, asıl kadınlık mârifeti bundan ötede kendini göstersin...
**Zühre'm, ne yazık bilemedin ki eşinin karşısında her erkek bir Yedi Peçeli, bir kahramandır! Aslında Sinan Ağa misilli cenk kaçağı, bir korkak, para canlısı bir nâdan olsa bile. Onu herkes, olduğu gibi görsündü. Fakat sen... Değil mi ki aşkın bin dallı mücevherle