Bu kitabı İstanbul okuma grubu etkinliği kapsamında kafamın içinde sis-pus karışık şekilde okudum. Bu yazı bir inceleme olmaktan ziyade düşüncelerimin silinmemesi için kendime aldığım notlardır.
Unamuno varoluş felsefesinin temsilcilerinden biri. Peki nedir bu varoluşçuluk biraz bunu açıklamak, sonrasında ise kitap hakkında kavramlardan yola çıkarak birkaç fikrimi ve okurken ki hislerimi paylaşmak istiyorum. Kitabın konusunun detayına ve karakter analizlerine değinmeyeceğim.
Varoluşçuluk; varlığın, varoluşun özden, içerikten önce geldiğini, yani insanın önce var olduğunu daha sonra tavır ve tutumlarıyla, davranış ve eylemleriyle kendisini, sürekli olarak yarattığını, biçimlendirdiğini öne süren, insan ne ise o değil, ne olmuşsa odur diyen bir felsefi akımdır.
Örneğin;
Jean Paul Sartre, her nesnenin bir özü, bir varlığı vardır der ve kendisi olarak var olma ve kendisi için var olma durumlarından bahseder.
Soren Kierkegaard insanın ezici bir varoluşun, kaçınılmaz bir yazgının, bir iç sıkıntısının esareti altında yaşadığına değinir.
Martin Heidegger ise var olmak nedir sorusunun cevabını sadece insanın kendisinde bulabileceğini söyler.
Çoğu düşünürün kendine sorduğu sorular vardır ve bunları kendilerince cevaplamaya çalışmışlardır. Unamuno da sis adlı eserinde ''varoluşu'' kendisi için ''çelişkiler'' ile karmaşıklığı ''karıştırmak;'' şeklinde bir izaha girmiştir.
Kitap konu itibariyle şu şekilde ilerliyor, aylak denebilecek bir adam olan Augusto Perez’in bir gün yolda Eugenia’yı görüp ona karşı kalbinde bir aşk duygusu hissetmesi ve bunun neticesinde çeşitli kavramları sorgulamaya başlaması ile devam ediyor. (Başta belirttiğim gibi konu hakkında çok fazla detaya girmeyeceğim ve kendimce önemli bulduğum sorgulanan kavramları dile getireceğim.)
Varoluştan kuşkulanma,