Açıkçası söylemek gerekirse kişisel gelişim kitaplarına pek sıcak bakmam bu önyargımı kırdığı için ‘Peynirimi Kim Kaptı?’ Kitabı yazarına sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.
Kitabımızda 4 karakterimiz var. 2 faremiz ve 2 insanımız. Bir labirentimiz ve herkesin ulaşmak istediği peynirleri var. Peynirimiz ulaşmak istediğimiz hayaller, koyduğumuz hedefler, hüznü, huzuru hatta golf ya da tenis gibi bir aktiviteyi temsil eden bir metafor. Labirent istediğimiz şeyi arayarak zaman geçirdiğimiz yeri simgeliyor.
Basit bir fare peynir hikayesi bir insanın hayatını bu denli değiştirebilirdi. Tabiki de okuduğumuz her kitap bize bi yön verir, ama bu kitap bize yol oluşturuyor. Asla değişimden kaçmamamız gerektiğini, zamanı geldiğinde değişimi kabul etmemiz ve hayatımızı ona göre yön vermemizi öğretiyor.
Hikayemizde mırın ve kırın isimli insanlarımız her gün uyanıp labirentte peynirlerini arıyorlar, insan oldukları için farelerden daha planlı bir şekilde hareket ediyorlar. Fare olan koklarca ve koşarca ise doğaları gereği tek düze hareket ediyorlar. Sonuç tabiki de peynirlerini buluyorlar peki ya sonrası?
Kırının duvarlara yazdığı gibi ‘korkmasaydın ne yapardın?’ Sahi hikaye bitince kendime bunu sordum
Korkmasaydım ne yapardım?
Ben bu hikayede hangisiyim, mırın gibi değişimden korkan ve yerimde sayan biri miyim? Yoksa kırın gibi değişimleri kabullenip , zorlukların karşısında gülmeyi mi öğrendim.
En çokta bu söz içime işledi; korkularının ötesinde hareket edersen, kendini özgür hissedersin.
Sona doğru gelirsek, değişimden kaçmayın, onu kabullenin, onunla yaşamaya öğrenin, ayak uydurun, kendinizi bi köşeye sıkıştırıp peyniriniz elinizden gitti diye üzülmeyin. Kendinize yeni peynirler arayın.
Tabiki bu kitabı okuduktan sonra neler demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.
En büyük