Aykutcan GÜNGÖR

8/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2021 48. kitabı
Savaşa katılan ve katılmayan iki insanın psikolojisi -savaşa katılan bir Rus subayının savaş esnasında tuttuğu günlük, onun ölümünün ardından savaşa katılmayan savaşa dışarıdan bakan bir gözle kardeşi tarafından tamamlanıyor-, savaş birinin hayatını karartmış birinin hayallerini yarım bırakmış. Savaşın ikisinde de bıraktığı yaralar o kadar net ve canınızı acıtacak şekilde anlatılmış ki okurken yazarın kalemine hayran oluyorsunuz. Bir başka insanın yaşadıklarının hissedilmesi bazen mümkün olmaz. “Zor bir durum” der geçeriz. Zorluğun kavranması, zorun kendisi olur böyle anlarda. Yaşananların zihinde bıraktığı izler; kimi zaman rüyalarda, kimi zaman hayallerde, kimi zamansa gerçeğin içinde gösterir kendini. Yazar savaşın getirdiği bu psikolojiyi yansıtabildiği kadar yansıtmış. Fakat günlük şeklinde parça parça olduğu için biraz olayın akışını biraz bozmuş. Belki anlatım daha güzel olabilirdi ama savaşın gerçeklerinin bu kadar kısa bir kitapta daha güzel anlatıldığını görmek güzel. Bence okuyun ve kendiniz görün... Savaş bir insanlık suçudur... Acı dile dökülemez... Denenirse delilik diye algılanır... Ve tarih; değişmeyen tek şey -savaş- ile hep karşımızda.
Kızıl KahkahaLeonid Andreyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20257,8bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

Aykutcan GÜNGÖR

, bir kitap okudu
6/10
·314 syf.·
2021 47. kitabı
Montaigne
8.4/10 · 65,7bin okunma
6/10
·398 syf.··
2021 45. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2021 13:04
Böyle saplantılı bir aşk nasıl normalleştirilebilir ? Tutkulu bir aşk süsü verilmiş ancak saplantılı bir duyguyu, bu duygunun hastalıklı yanlarını da tüm çarpıcılığı ile anlatan , belki de bu yüzden dünya klasikleri arasına adını yazdırmış bir roman olduğunu düşünüyorum. Kitap başlarda kurgusuyla, betimlemeleriyle, üslubuyla sizi içine çekiyor. Ancak okudukça tüm karakterler itiyor sizi. Ama öyle bir nefret, intikam, aşk üçgeni var ki okumadan edemiyorsunuz. Her karakterin ayrı birer hesabı var birbiriyle ve her karakter aşık olduğu kişiyi bile bir sevip bir nefret ediyor. Kitabın ortalarına doğru ne okuyorum ben, bu ne gibi soruları soruyorsunuz kendinize ama okumaya devam ediyorsunuz. Sonunda da herkes hak ettiği yerde olunca bir rahatlama geliyor insana. Açıklamada yazan gelmiş geçmiş en büyük aşk romanlarından biri olamaz. Aşkı anlattığını düşünmüyorum. Aşk böyle olamaz. Üzgünüm ancak bu kitap ile bizim yerli diziler aynı mantıkta. Okuduğum en kasvetli klasiklerden Uğultulu Tepeler. Kitabı bitirdikten sonra başlığı görmek bile içimi karartıyor artık.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Can Yayınları · 202558bin okunma