Üç çeşit insan vardır: Bilgisever, ünsever ve parasever insan. Bu üç insanın her birine sor, hangisinin hayatı en hoştur diye: Her birinin kendi hayatını beğeneceğinden emin olabilirsin. Parasever adam diyecektir ki, bilim, şan, şeref karın doyurmaz, bunların verdiği zevk para kazanmanın verdiği zevk yanında hiç kalır. Ünsever, para biriktirme zevkini kaba bulur; bilme zevkini de, insana ün sağlamadıkça, boş, manasız bir heves sayar. Bilgisevere, filozofa gelince, gerçeği olduğu gibi tanıma, durmadan yeni şeyler öğrenmenin keyfi yanında öteki zevkler için ne der? Bunları asıl isteyecek şeyin çok uzağında görmez mi? Zoraki istekler der bunlara ve bunu kelimenin tam anlamıyla söyler; hayat insanı zorlamasa bunlardan vazgeçilebilir demek ister.
“Demokrasinin esas prensibi,
halkın egemenliğidir. Ancak toplumun
kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi,
otokrasiye, yani tek bir kişinin mutlak,
sınırsız biçimde iktidarı elinde tuttuğu
bir siyasal sisteme evrilir.
Halk övülmeyi sever.
Onun için güzel sözlü halkavcıları (demagoglar) yetersiz de olsalar
başa geçebilirler.
Oy toplamasını bilen herkesin,
devleti idare edebileceği de sanılır.
Demokrasi bir eğitim işidir.
Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse, oligarşi, az sayıda kişinin iktidarı
elinde bulundurduğu düzen oluşur.
Bu böyle devam ederse demagoglar türer. Demogoglardan da diktatörler çıkar.”
- Peki, bir orduyu korumasını en iyi kim bilir? Düşmanın niyetlerini gizlice öğrenmesini, sırlarını çalmasını bilen değil mi?
- Elbette.
- Demek, bir şeyin en iyi koruyucusu, en iyi bekçisi, o şeyin en usta hırsızıdır da.
- Evet.
- Öyleyse, doğru adam, paraya bekçilik etmesini bildi mi, çalmasını da bilir.
- Ne diyeyim, söylediklerimizden bu çıkıyor
- Yani doğru adamın bir hırsız olduğu sonucuna varıyoruz.”