Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem de hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana
O demokrasiyi istedi. Ama gerçekleşmesi mümkün olmadı. Tek unsur liderde ve partide değildi; toplum ve çevre de sorun oldu. Çünkü derhal karşısına çıkan blok çok ilginçtir, tarihte az görülür, aşırı solcular ve sağcılar aysı saftaydı. Serbest Fırka böyle bir denemeydi.
Her ne kadar Atatürk istese de, bu şartlar altındaki bir memleket henüz demokrasiye geçiş dengelerini taşımaktan uzaktı.
1924 Anayasa'sında o Cumhuriyet ortaya çıkıyor.( Jean-Jacques Rousseau tipi Cumhuriyet) Dikkat edin orada Türkler diyor. Ben onun kalmasını istiyordum. Türklerden kasıt Türkler falan değil. O espriyi, o ruhu, o vatandaşlığı kaybettiğimiz için 1961'de o anayasayı kaldırarak atmışsınız. Bugün ortaya Türkiyeli diye bir laf çıktı. Abuk subuk, ne olduğu bilinmeyen, hiç tutar bir tarafı olmayan bir laf.
"Siyaset yapacaksanız mebus olun ya da orduya dönün” dedi. Atatürk herkese kesin tercih yaptırdı. Kim neyi istiyorsa ama sadece birini seçmesini sağladı.