Puan vermedi·119 syf.··
2026 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:27
“Kendine gel Türk, kendine gel Türk!” Olay batılı eğitim görmüş ama kimliğinin farkında olan aydın, şuurlu bilinçli bir Tatar Türk kızının ve ticaretle uğraşan ağabeyinin bir Osmanlı Türkü esir subay Mehmet Tolun Bey ile tanışması üzerine atılan fikri ve milli bir yolculuğun niyetiyle başlar. Bu sürece Bilal adını verdikleri Kont Zichy Bela adlı Türklüğünün bilincinde olan Macar Türkü bir subay da eşlik eder. Ve binbir plan, düzen ve nizam içerisinde hazırlandıkları fikri yolculuğa konulurlar. Bu yolculuk onların atalarına, milletlerine karşı bir vazifedir. Bu vazifenin geç teşekkül etmesine karşı hayıflanma ve kızgınlık, mahcubiyet ve kıskançlık vardır. Hayıflanma, kızgınlık, mahcubiyet atlarına karşıdır. Kıskançlık ise atalarının onlara bıraktığı ölümsüzlük anıtını bir Türk değil de Türk olmayanlar tarafından bulunması, incelenmesi ve işlenmesidir. Bu işlenmeye hiç güven duymamaktadırlar. Düşmanın onlara ölümsüzlüklerine dair panzehiri elleriyle sunacaklarını düşünmemektedirler. Dönemin şartları Türkler için ölüm kalım mücadelesinin verildiği elzem bir dönemdir. Cihan devletleri cihanşümul Türkleri tarihte hiç var olmamış gibi kazımak isterken köklerinin derinliğine kanıt Orhun Yazıtlarını onların lehinde çözümleyecek değillerdi. Bu, dört genç kimlik arayışlarında bu yazıtlarla hemhal olmanın heyecanına kapılarak çoşkuya gelseler de hem fikri bir Turan seyahati yapmamış Türklere kızarken hem Türklüğün ölümsüzlük anıtlarını ortaya çıkaracakları ve cihanın önüne serecekleri için kıvanç ve gurur duygularıyla bürünüyorlardı. Özellikle Mehmet Tolun Bey, bu yaptığının kendi milleti için bir ilk olduğunu ve milletinin gençlerine kapı aralayacağına umut ediyor, böylelikle bilim yolunun önünde uyuşukluğun kalkacağına dair heyecan duyuyordu. Tüm hikayeyi de onun yazmış
Gönül HanımAhmet Hikmet Müftüoğlu · Kapra Yayıncılık · 20212,004 okunma
10/10
·239 syf.··
2026 20. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 15:56
İmam Gazali'nin kıymetli eserlerinden biri olan "Ölüm ve Ötesi", insanoğlunun bu dünyadaki yaşamı ve sonrasındaki ebedi evreni derinlemesine tefekkür etmesini sağlıyor. Kuran-ı Kerim ayetleri, Peygamber Efendimizin hadis-i şerifleri ve önemli ve derin sahabeler ile peygamberlerin hayatından verdiği örneklerle,bizleri hayatın gerçekleri ve ölümün ötesindeki hakikatler üzerine düşünmeye davet ediyor. Bu eser, inancımızı bir kez daha gözden geçireceğimizi ve derin bir tefekkür almamızı ölümün her an bizimle olduğunu derin düşüncelerin birliğini sağlayıp duyguların ve düşüncenin içinde bütünlüğü bozmadan ilerlemek ve yol bulmak için eşsiz bir fırsat bizler için manevi derinliği arayanlara en güzel tavsiye... Ölüm ve Ötesi
Din
Ölüm ve Ötesiİmam Gazali · Hikmet Neşriyat · 20153,827 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnanç ile şüphenin arasında bir kadın…
9/10
·424 syf.··
2026 31. kitabı
Bu kitap bende bir roman okumuş olmaktan çok, uzun bir iç hesaplaşmaya tanıklık etmişim hissi bıraktı. Elif Şafak, bu kez sadece bir hikâye anlatmıyor; inanç, kimlik, aidiyet ve kadın olma hâli üzerine düşündürüyor. Romanın merkezinde Peri var. Ne tam inanabilen ne de tamamen inkâr edebilen bir kadın. Aslında onun yaşadığı ikilemler birçok insanın kendi içinde sessizce taşıdığı soruların yansıması gibi. Bir yanda sorgusuz kabul edenler, diğer yanda her şeyi reddedenler ve ikisinin arasında sıkışıp kalanlar… Peri’nin hikâyesi tam da bu arada kalmışlığın hikâyesi. Kitabın en güçlü yanı karakterleri. Havva, Şirin ve Peri sadece üç genç kadın değil; aynı zamanda farklı dünya görüşlerinin, farklı yaşam biçimlerinin temsilcileri. Aralarındaki dostluk zaman zaman sıcak, zaman zaman yıpratıcı olsa da oldukça gerçek hissettiriyor. Elif Şafak’ın dili yine akıcı ve etkileyici. Özellikle din, inanç ve kimlik üzerine yaptığı sorgulamalar okuyucuyu rahatsız etmeden düşünmeye davet ediyor. Ancak zaman zaman yazarın vermek istediği mesajların hikâyenin önüne geçtiğini hissettiğim bölümler de oldu. Bu nedenle romanın bazı kısımları olay örgüsünden çok fikir tartışması okuyor hissi yaratabiliyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey cevaplar değil, sorular oldu. Belki de yazarın amacı buydu. Çünkü bazı romanlar bir hikâye anlatır, bazıları ise insanın kendi içine dönüp bakmasını sağlar. Havva’nın Üç Kızı benim için ikinci grupta yer aldı. İnanç, aidiyet, kadın kimliği ve farklılıklarla bir arada yaşama üzerine düşündüren romanları sevenler için okunmaya değer bir eser. Ancak hızlı ilerleyen olay örgüsü arayan okurların beklentisini tam olarak karşılamayabilir.
Havva'nın Üç KızıElif Şafak · Doğan Kitap · 201619,1bin okunma
Kurumsal din vs dinin özü tartışması
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
107 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:35
Kitap o kadar harika ki hemen okumayın; anlayabileceğinizi düşündüğünüzde okuyun. Kitap aylardır elimdeydi çünkü bazı terimleri anlamak çok zordu. Tolstoy'un anlam arayışı beni çok cezbetti. Çünkü yazdığı başyapıtların ona kazandırdığı ün ve şöhrete rağmen hayatın anlamını aramaya başlıyor. İlk başta pozitivist bir yerden yaklaşıyor ama bulamıyor; hatta felsefenin bile bu konuda yetersiz kaldığının farkına varıyor. Bu beni çok etkilemişti. En sonunda alt sınıfın nasıl yaşadığını gözlemliyor ve inanç olmadan yaşamın olmayacağına inanıyor. Kendisinin de bulunduğu camianın yaşamını reddettiğini söyleyerek, bu sebeple o zamana kadar hayatın anlamını yanlış yerde aradığından bahsediyor. Yani hayatın anlamının nasıl yaşadığınla ilgili olduğunu söylüyor; bu nedenle de "Benim için hayatın anlamı bir hiçti." diyor. Yaşamını bir parazitin yaşamına benzetiyor. Sonuç olarak, yeryüzünün bir iradenin sonucu oluştuğunu ve biz de bu iradenin anlamını kavramak istiyorsak önce bizden istenenleri yerine getirmemiz gerektiğini söylüyor. Bu cümlelerine âşık olmuştum. Kitabın 11. bölümü ayrı bir kitap olmalı. Tolstoy zaman zaman yine Tanrı'nın varlığını hissedemediğinden yakınıyor ve şöyle bir cümle kuruyor: "Ben, onsuz hayatın olmayacağı şeyi arıyorum." Daha sonra, Tanrı olmadığında intihar düşüncesiyle dolup taştığını; inandığında ise yaşama sevinciyle dolduğunu fark ediyor. Şu cümleler beni özellikle çok etkilemişti: "Tanrı'nın varlığını bildikçe yaşıyorum; onun varlığından emin olmadığımda ölüyorum." Ve sonra şu sonuca varıyor: "Orada işte. O, onsuz yaşanılamayandır. Yaşamak ve Tanrı'yı bilmek aynı şeylerdir. Tanrı hayatın ta kendisidir..." Daha sonra Tanrı'ya tamamen inanıyor ama kilisede doğru bulmadığı şeyler üzerine düşünmeye başlıyor. Bunlara inanmayı kendine yalan söylemek
1000Kitap
İtiraflarımLev Tolstoy · Flamingo Yayınları · 202229,3bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:04
Bu kitabın yazarının çoğu yerde eleştirildiğini gördüm ve merak ettim insanlar neden eleştiriyor acaba diye. Ve yazarı biraz araştırdım bir tane kitabı ilgimi çekti. Kitabı alıp okumaya karar verdim. Kitabı okudukça birçok yerde durup düşünme ihtiyacı hissettim. Yazar,din adına yıllardır doğru kabul edilen bazı anlayışları sorgularken insanı da kendi araştırmasını yapmaya teşvik ediyor. Her fikrine katılmak zorunda değilsiniz ama farklı bir bakış açısı sunduğu kesin. Özellikle din, gelenek ve toplum ilişkisi üzerine düşünmeyi sevenler için okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Allah ile AldatmakYaşar Nuri Öztürk · Yeni Boyut Yayınları · 20091,311 okunma
Din, Laiklik ve Tanrı Kavramına Yönelik Eleştirel Bir İnceleme
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 15:18
Eser, din felsefesi, siyaset felsefesi, hukuk felsefesi ve epistemoloji alanlarının kesişiminde yer alan, laiklik ve ateizm eksenli eleştirel bir dünya görüşünü savunan polemik niteliğinde bir düşünce yazısıdır. Kitabın temel amacı, tektanrılı dinlerin kutsal metinlerinde yer alan bazı hükümlerin modern hukuk, demokrasi, insan hakları ve bilimsel bilgi ile uyumsuz olduğunu ortaya koymak ve bu uyumsuzluğun dinî otoritenin kamusal ve siyasal alandaki meşruiyetini zayıflattığını göstermektir. Yazar, özellikle İslam’ın temel kaynaklarından biri olan Kur’an’da yer alan bazı hukukî düzenlemelerin tarihsel bağlamın ürünü olduğunu, bu nedenle günümüz toplumlarında evrensel ve değişmez normlar olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmektedir. Hırsızlık, zina, miras ve şahitlik gibi konularda verilen örnekler aracılığıyla, modern hukuk sistemlerinin bireysel haklar, eşitlik ilkesi ve insan onurunu esas alan yapısının kutsal metinlerdeki bazı hükümlerle çeliştiği savunulmaktadır. Metnin ikinci önemli ekseni laiklik ve demokrasi arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır. Yazar, laikliği yalnızca devlet ile din işlerinin ayrılması şeklinde dar bir çerçevede değil, aynı zamanda demokratik düzenin temel koşullarından biri olarak değerlendirmektedir. Bu bağlamda laiklik; düşünce özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, çoğulculuk ve yurttaşların eşitliği gibi modern demokratik değerlerin güvencesi olarak sunulmaktadır. Kitapta, laikliğe karşı olup aynı zamanda demokrasiyi savunduğunu ileri süren yaklaşımların kendi içinde tutarsız olduğu iddia edilmekte ve bu durum siyaset felsefesi ile hukuk felsefesi açısından eleştirilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, siyaset bilimi literatüründe laiklik ile demokrasi arasındaki ilişkinin her zaman aynı şekilde yorumlanmadığıdır. Bazı
Tanrı Var mıdır?Örsan K. Öymen · Destek Yayınları · 2018185 okunma