Puan vermedi·384 syf.··
2026 28. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 13:50
Bu Dünyada Yaşamak / Hikmet Hükümenoğlu Başarılı gazeteci Ezgi Sezgin’in Yenikent’e gelişiyle başlayan sarsıcı cinayetler ve karmaşık olaylar silsilesinin üzerinden üç yıl geçmiştir. Ezgi, oğlu Batu ile birlikte yaşamına devam ederken gazetede de başarılı bir şekilde çalışmayı sürdürmektedir. Hayat olağan akışında ilerlerken şehirde uluslararası bir film festivali düzenleneceği duyurulur. Yerelde ve ulusal çapta ses getirmiş yapımların gösterileceği bu festivalin onur konuğu ise Yenikentli yönetmen Fidan Kardan ve onun şehrin geçmişini konu alan Kaybolanlar isimli filmidir. Doğup büyüdüğü şehre filmiyle dönen Fidan Kardan, eserinde hem Yenikent’in hem de ülkenin en karanlık dönemlerinden birine ışık tutmuştur. 80 darbesi sürecinde yaşanan fişleme olaylarının odağındaki üniversite rektörünü, fişlenen gençlerin isimlerinin yer aldığı raporları, gözaltında kaybedilen çocukları ve işkencelere maruz bırakılan insanları anlatan bu film şehirde adeta soğuk duş etkisi yaratır. Geçmişin üzerini örtmeye çalışanları, dönemin işbirlikçilerini ve suçlularını rahatsız eden bu yapım, yeni cinayetlerin fitilini ateşler. Ve tabii ki Ezgi Sezgin, bu cinayetleri çözmek için yeniden karanlığın içine yürümek zorunda kalacaktır. Sonra Gözler Görür romanının devamı niteliğindeki Bu Dünyada Yaşamak, ülke tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan 80 darbesini bugünle harmanlayan sarsıcı bir anlatı sunuyor. Toplumun köklerine dinamit gibi yerleştirilen bu darbe; bir halkın güruha dönüşümünün, araştıran, sorgulayan ve düşünen gençlerin karanlığa itilmesinin en büyük sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bugün hâlâ kutuplaşmış, birbirine yabancılaşmış bir toplum yapısı içerisinde yaşıyorsak, bunun temelinde darbelerin yarattığı toplumsal travmaların ve bilinçli ayrıştırmanın büyük payı
1000Kitap
Bu Dünyada YaşamakHikmet Hükümenoğlu · İthaki Yayınları · 2026376 okunma
10/10
·262 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Ülkücü hareket aslen ne olduğunu öğrenmek isteyenler için ve Türk İslam Ülküsü 1 2. 3. kitaplarının teması olan sentezin temellerine dinamit koyan bu eser; bir şaheserdir.
Sentez İhanetiCaner Kara · Ötüken Yayınları · 2017336 okunma
Reklam
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 02:57
İlk kitabın o şok edici sonundan sonra serinin vitesini iyice artıran, tam anlamıyla bir zihin oyunuyla geldim! Sekte, adının hakkını sonuna kadar veren ve okurken kalbimi ağzıma getiren bir devam kitabı oldu. Bu kitapta kedi-fare oyunu artık çok daha tehlikeli bir boyuta ulaşıyor. Ana karakterimizin geçmişteki o büyük hesaplaşma listesindeki isimler bir bir eksilirken, çember de inanılmaz daralıyor. Çünkü hayatındaki o zeki profil uzmanı, f-b-i ekibiyle birlikte her geçen gün izlere daha çok yaklaşıyor. Gündüzleri birbirine sığınan iki aşık, geceleri ise tamamen birbirinin avı ve avcısı konumunda... Dinamiklere gelecek olursak; burada bildiğiniz o tatlı "huysuz x günışığı" temaları falan yok arkadaşlar. Tamamen maskelerin savaşı hakim. Kızımızın o naif, kırılgan ve tatlı görüntüsü aslında onun en büyük silahı ve koruma kalkanı. Adam ise adalete körü körüne bağlı ama aşkı onun en büyük kör noktası haline gelmiş durumda. Aralarındaki o çekim ve tutku bu kitapta çok daha derin ama arkasında her an patlamaya hazır bir dinamit olduğunu bilmek okurken beni inanılmaz gerdi. Yazar, sayfaları nasıl çevirdiğinizi unutturacak bir tempo yakalamış. Bir yandan geçmişin karanlık perdeleri aralanırken, diğer yandan "Acaba ne zaman öğrenecek?" sorusuyla tırnaklarınızı yiyorsunuz. Haklı ile haksızın birbirine karıştığı, sistemin getiremediği adaleti kendi elleriyle getirmeye çalışan gri bir karakteri okumak yine çok keyifliydi. Eğer ilk kitabı sevdiyseniz, ikincide heyecan dozunun iki katına çıktığını söyleyebilirim. Akıcı, ters köşeli ve aşırı sürükleyici bir gerilim-romantizm arıyorsanız bu seriye şans verin derim! Puanım: 5/5
Edebiyat
Mindf*ck 2: SekteS. T. Abby · Artemis Yayınları · 202673 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Dövüş Kulübü, modern dünyanın, tüketim çılgınlığının ve kimlik arayışının yüzümüze tokat gibi çarpan en sert hikayelerinden biri. Kitabın vermek istediği mesaj, sistem eleştirisi ve yeraltı edebiyatının o karanlık, pis kokulu atmosferi kesinlikle çok başarılı. Tyler Durden’ın o meşhur felsefesi, her satırda insanı güncel hayatın acı gerçeklerini sorgulamaya itiyor. Buraya kadar her şey harika. Ancak ortada çok büyük bir "ama" var; David Fincher’ın filmi. Eğer benim gibi Dövüş Kulübü'yle ilk kez beyaz perdede tanıştıysanız, Brad Pitt’in o karizmatik Tyler Durden performansını izlediyseniz, Edward Norton’ın o tekinsiz oyunculuğuna hayran kaldıysanız ve yönetmenin o kaotik, karanlık görsel dilini bir kez soluduysanız; kitap ne yazık ki o enerjiyi tam olarak veremiyor. Film hikayeyi öyle bir ritimle, öyle bir müzikle ve kurguyla işliyor ki, zihninizde adeta dinamit patlatıyor. Kitabı okurken o enerjiyi yakalamayı bekliyorsunuz ama Palahniuk’un tarzı daha kesik, daha minimalist ve bazen daha donuk kalıyor. Filmdeki o hızı, o patlama anlarını sayfalarda ararken "Evet, mesaj çok güzel ama filmden aldığım coşku nerede?" diye sormadan edemedim. Kötü bir kitap kesinlikle değil, aksine çok güçlü bir metin. Ama sinemanın o büyüleyici gücü, bu sefer edebiyatın önüne geçiyor ve kitabın enerjisini biraz gölgeliyor. Kısacası; Dövüş Kulübü kitabını okumak, çok lezzetli ve felsefi bir yemeği sakin sakin yemek gibi. Ama filmi izlemek, o yemeği havai fişekler eşliğinde bir festivalde yemek gibi bir şey. İlk önce festivali deneyimleyince, sakin bir masada oturmak insana o eski heyecanı vermiyor işte. Yine de Tyler'ın dediği gibi: "Sahip olduğun şeyler, sonunda sana sahip olur." En azından bu mesajı bir de yazarın kendi kelimeleriyle okumak güzel bir deneyimdi.
1000Kitap
Dövüş KulübüChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 202011,4bin okunma
7/10
·104 syf.··
2025 93. kitabı
Shahrnush Parsipur, ilk kez okuduğum ve kesinlikle sonuncu olmayacak bir yazar. 1946 yılında Tahran’da doğmuş. Yazmaya çok küçük yaşlarda başlamış araştırınca öğrendim. Her nitelikli ve başarılı kadın gibi, kendisi de Molla rejiminden payına düşeni almış maalesef. İran televizyonunda çalışırken rejim tarafından yapılan haksız tutuklamalara karşı çıktığı için işine son verilmiş ve üç ay hapse mahkûm olmuş. 1977 yılında tekrar tutuklanan Parsipur, bu kez dört yıl hapis yatmış. Bu süreçte yayımlanan “Erkeksiz Kadınlar” gerek İran’da, gerek de uluslararası alanda büyük gürültü koparmış ancak kısa süre içinde yasaklanmış.En sonunda Parsipur, çareyi ABD’ye kaçmakta bulmuş. 2009 yılında Şirin Neşat’ın filme uyarladığı, Venedik Film Festivali’nden “En İyi Yönetmen” dalında Gümüş Aslan Ödülü’nü de kucaklamış. Kitap, İran’ın Kerec kentinde, “tam bağımsız” yaşamak için bir araya gelen birbirinden farklı beş kadının hikâyesini anlatıyor. Erkeksiz Kadınlar'ı değerli kılan, çok ciddi meseleleri biraz da ironik bir dil ve hicivlerle altına dinamit yerleştirdiği temel yapıyı yerle bir ediyor. Sanırım mevcut iktidarı da sinirlendiren, ahlak bezirganlığı yaptıkları saçma toplumsal değerlerini yerle bir etmiş olması; kadın özgürlüğü ve ahlak bekçiliği, bu taşmalardan en çok nasibini alan unsurlar. Bu beş farklı kadının yaşantıları, toplsam bir eleştiriye dönüşmüş yazarın kaleminde. Biri ev kadını, biri öğretmen, diğeri seks işçisi, diğerleri “ne idüğü belirsiz” olarak adlandırılan kadınların, sayılan kadınların, sosyal haklarını ve statülerini elde etmek için uğruna verdikleri savaş yolunda, başlarına gelen trajikomik derlemeleri okutuyor yazar ve oldukça hoşuma gitti. En kısa sürede filmi de izlemek istiyorum. Venedik çıkışlı olduğundan kötü olma ihtimali görmüyorum. Kitapla kalın!
Erkeksiz KadınlarShahrnush Parsipur · Can Yayınları · 20242,169 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 15:40
Öhöm, öhöm nereden başlamam gerekiyor? Ah, evet... ne güzel bir aşk hikayesi, ne güzel vahşi, yırtıcı bir bohem. Okurken sıkılmadım Ayşen Ekmekçi'nin düzgün Türkçe ile okuru paha biçilemez bir duygu. Betty... hayatımının dokunulmaz kılan yegane parçası, yeknesak olarak büyüleyen ışık. Kelimelerim söndü bir bir, kitabı anlatmak hiç o kadar kolay değil hakikaten. Bir piyano ezgisinden çıkan tümceler daha da berrak bir düzene giriyor. Korkuyorum, ya benim hayatım Zorg gibi olursa... korkuyorum işte, yalnızlaşıyorum... Sayfaları çevirdikçe dimağım saniyelerce kelimeleri adapte oluyor. Öyle ferah ki... Her şey vardı içinde; aşk, özlem, yalnızlık, korku, tutulma, seks, maceraperest... Dudaklarımdan akan kankar kitabın içine damla damla düşüyordu... boşuna dememişler "37°2 le matin" diye... ah Tanrım... yazarken bile deliriyorum. İyi ki elime almışım eseri... ve su birikintisinde geçtiğimi hayal ediyorum. Zambaklar yeşeriyor önümde. Beyaz bir kedi geliyor usulca yanıma... mırlıyor kitap bir hayli güzelleşiyor, hayret ediyorum doğrusu... kitaplar ve kediler bir de Betty... 'Seni Seviyorum' diyebilmek için denize bakıyorum, deniz bana gülümsüyor. Bazı kitaplar okunmaz, yaşanır; Betty Blue ise doğrudan damardan alınan bir doz gibi. Philippe Djian, karşımıza alışılagelmiş o kibar, steril romantizmi değil; mutfak tezgahlarında, deniz kıyısındaki döküntü barakalarda ve akıl hastanesi koridorlarında yankılanan, vahşi ve yıkıcı bir tutkuyu çıkarıyor. Hikâye 37.2 derecede, yani hafif bir ateşin ve yoğun bir arzunun eşiğinde başlıyor. Zorg, kendi halinde bir hayat sürmeye çalışan, yazma tutkusunu içine gömmüş bir adam; Betty ise dünyanın adaletsizliğine ve sıradanlığına karşı her an patlamaya hazır bir dinamit lokumu. Aralarındaki bağ bir "ilişki" değil, bir yok oluş süreci.
1000Kitap
Betty BluePhilippe Djian · Ayrıntı Yayınları · 2018590 okunma
Reklam
Reklam