Seçkin kadınların, ıstırap çeken ve hasta ruhların yanında, yaralara pansuman yapan dindar hastabakıcınınkine, çocuğunu bağışlayan anneninkine benzeyen ulvi görevleri vardır.
Tamamen mütesettir Müslüman bir Uygur kadın, hangi aşamalardan geçerek bugün sokakta gezen açık birine dönüşebilir? Ömrünü upuzun sakalı ve başında sarığıyla geçiren dindar bir Uygur, Mao'nun kasketini takmayı içine nasıl sindirir? Beş vakit namazını cemaatle kılmaya alışkın bir halk, gözleri önünde camilerin kapılarına kilit vurulurken ne hisseder? Tüm bu ve benzeri soruların cevabında, nice göz yaşları, acı ve travmalar gizli şüphesiz...
Laiklik kamusal dayatma iken, neolaiklik sosyal kabul şartı olarak ortaya çıkar. Neolaik düzende dindar olmak hukuken yasaklanmaz fakat sosyal olarak istenmeyen, geri kalmış ve sorunlu kimlik olarak konumlandırılır. Bu nedenle neolaiklik daha görünmez fakat daha derin baskı üretir.
İslam Dini, yaşanan hakikatin başkalarına aktarılmasını emreder. Bu emir, dinin kamusal boyutunu oluşturur. Din baskısı altında azınlık olduklarını iddia eden yapıların asıl sorunu, dinin kamusal boyutudur. Dindar insanın yaşamı üzerinden baskı kurduğu iddiası, sistemli olarak yayılmaktadır. Dindar baskı kuran değil, dinini yaşayan ve yaşadığını aktaran insandır. Dindarlık, tahakküm değil, temsil meselesidir. Dindarı baskıcı olarak kodlamak, İslam Dünyası üzerinde yürütülen algı yönetiminin temel araçlarından biridir. Bu kodlama sayesinde radikal, isyancı ve terörist etiketleri kolaylıkla üretilebilmektedir.
İslam Dini, yeryüzünde bugün normalleşmiş birçok problemi haram hükmüyle sınırlar. Bu sınır, merkezden sisteme doğru düzen kurar. Dindar, bu sınırı yaşayan insandır. Kodlama işte bu aşamada yapılmaktadır. Dindar; baskı kuran değil, sınırlar içinde yaşayan insan olduğu hâlde, sınır koyan insan olarak tanıtılmaktadır. Azınlık tipinin temel problemi budur.