“Kudüs’ün Yahudi dünyasında dinî ve siyasi bir merkez olarak yükselişi Davut’la başlamış, Hizkiya (MÖ 727-697) ve Yaşiya (MÖ 649-609) ile devam etmiş, en sonunda da Babil sürgünü tecrübesi ile nihai haline kavuşmuştur.”
Sayfa 42 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Anlamanın Döngüsü
İnsanı anlamak için insanlığı anlamak lazım, insanlığı anlamak için inancı anlamak lazım, inancı anlamak için dini anlamak lazım, dini anlamak için tüm dinleri anlamak lazım ve tüm dinleri anlayabilmek için anlamaya en baştan başlamak lazım...
Sayfa 40·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Dinî hükümlerin büyük bir kısmı, insanların yaşadığı problemler, tıkanıklıkların ve çözümsüzlüklerden dolayı indirilmiştir
Sayfa 41·Kitabı okuyor
Din
Japonya'da bazı festivaller "dinimsi" bir takım nitelikler taşımakla birlikte, ülke genelinde gerçek anlamda dini bir fa­aliyetten söz etmek gerekirse bunlardan biri yeni yılda "Oshogatsu" adıyla, diğeri ise Ağustos ayının ikinci haftasında "Obon" olarak bilinen kültürel örüntülerdir. Her ikisi de bir dizi dini sembolizm ve ritüelleri ihtiva eder. Bunlardan "oshogatsu" (yeni yıl) doğrudan ulusal din olan Şintoizm kapsa­mında gerçekleştirilir. Şintoizm, Japon ulusal dinidir, bu dine göre imparator Kamisama adı verilen Tanrının oğludur. Tanrı, Güneş'tir. İmparator onun yeryüzündeki gölgesidir, sembolü ve temsilcisidir. Dolayısıyla Şintoist geleneklere göre İmpa­rator dini temsil eder. Oshögatsu (yeni yıl) etkinlikleri, Shitoizm örf ve adetleri çerçevesinde Şinto tapınaklarda icra edilir. Tüm devlet adamları, imparator dâhil, devletin tem­sil edildiği bir Şinto tapınağında bir araya gelir, sembolik de olsa bir ayin icra edilir.
Ortaçağ, iktidar mücadelesi ile geçecektir ve insanlık tarihinin karanlık bir dönemidir. Din adına, inanç uğruna insanlara baskı, işkence yapıldığı, insanların acımasızca öldürüldüğü, düşünce, inanç, vicdan özgürlüğünün tanınmadığı bir dönemdir. Başlangıçta kitlelere hitap eden hıristiyanlık, sonraları çağrısını hükümdarlara yöneltmiş ve büyük nüfuzunu terazinin otorite kefesine koymuştur. Kilise ve devlet birbirinden ayrı oldukları müddetçe kişi siyasal gücün baskılarına karşı kiliseye sığınabilme olanağını bulmuştur, ama bu iki güç birleştikten be dini doğmalar aynı zamanda siyasal toplumun da yasaları haline geldikten sonra, artık kişi için sığınabileceği bir yer kalmamıştır. Kilise İsa’nın öğrettiklerini unutmuş görünmektedir. Tanrının küçük bir modeli olması nedeni ile insana saygı, inanç özgürlüğü, kardeşlik, Tanrı katında eşitlik gibi ilkelerin üzerinde durulmaz olmuştur… Ve “benim ülkem yeryüzünde değildir” diyen İsa’nın vekilleri papalar, yeryüzü iktidarı peşine düşmüşlerdir. Kilise siyasal gücün yanı sıra kendi baskı mekanizmasını da kurmuştur, kilise, artık inancı bütün olmayanları, tek gerçek olarak ilân ettiği dogmaları gözü kapalı kabul etmeyenleri engizisyon gibi inandırıcı metodlarla doğru yola getirmektedir…
Alıntı
"Yerkürede ve de sukürede barış diye bir şey yoktur. Nasıl ki her ülkenin bir tek hükümdan varsa sonunda dünyanın da bir tek hükümdan olacaktır. Tıpkı İskender gibi, Sezar gibi... Ve elbette ki her hükümdar, dünyanın efendisinin kendisi olacağına inanır. Kudreti olan bunu açıkça ilan eder, kudreti olmayan niyetini sinsice yüreğinde besler. Eğer biz onların üzerine yürümezsek onlar bizim üzerimize yürür. Eğer biz hakimiyetimizi ilan etmezsek onlar ilan eder. Eğer biz onların kal'asını fethetmezsek onlar bizim kal'amızı fetheder. Yaşananlar sözlerimizin dayanağıdır, yaşanacaklar ise şahidi. Şaşılacak iş değil, kanundur bu; ilelebet, kadim dünya kanunu. Ve elbette kanla yazılmak zorundadır. Çünkü ademoğlu denen bu mahluk, iyilikten çok kötülükten anlar. Ve de ne yazık ki, erdem doğuştan gelen bir vasıf değildir. İnsanları okutmak, yetiştirmek için binlerce molla, binlerce medrese gerekir ve dahi binlerce kitap ve de onlarca yıl gerekir. Ve siz bu işle uğraşırken düşmanlarınız, bir gecede kökünüzü kurutabilir.
Sayfa 237·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam