Ayıplarını örtmek ve nefsini selamete ulaştırmak istersen, az söyle çok dinle. Hazreti Ali radıyallahu anh
Din İslam
"Kafamda o Shakespeare fikri vardı yani. Orada şöyle der:
Yani düşüncemizin katlanması mı güzel zalim kaderin yumruklarına, oklarına?Yoksa diretip bela denizlere karşı, 'dur, yeter' demesi mi? Yani ölmek, uyumak sadece...Düşünün ki uyumakla yalnız bitebilir bütün acıları yüreğin, çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.Ama düş görebilirsin yanında.Çünkü o ölüm uykularından sıyrıldığınız zaman, yaşamak kaygısında ne düşler görebilir insan, düşünmeli? İşte bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.Yoksa kim dayanabilirdi zamanın kırbacına, zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine, sevgisinin kepaze edilmesine..." CELAL KADRİ KINOĞLU SESİNDEN DİNLE MUHTEŞEM youtube.com/shorts/Ody17Crg...
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kapat gözlerini, Sadece dinle, Kelimeler geçir aklından. Ne anlatmakta sessizlik… Yakınlarda bir dil lâl Uzaklarda bir hâl sefil. Yalınayak nefesler tükenmekte. Biterse böyle, bir ömür zebil. Ne bir ses gökte! yerde binlercesi. Yak bütün mumları! Yine karanlık peşinde. Yık bütün putları! Yine tanrı peşinde. Sor bilene! Sırrı bilene! Boğaza dayanmış hançer bilene! “Sahaf”
Şiir
İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da
Şebnem Paker - Dinle
Birden aklıma sorulan soruyu tam dinlemeden cevap vermeye başlayan insanlar geldi. Bi dinle Allah’ın cezası. Bak hayali bile sinirlendiriyor.