benim tartismalardaki hatam karsi tarafi dinlemek anlamaya calismak asil ben de sadece karsi tarafi yaralamaya calisip kendi fikrimi dayatmam gerek
Mevla Görelim Neyler, Neylerse Güzel Eyler.
Musibetler üstüme yağsa da, her biri ayrı bir nağme… Biri gamın sesi, biri sabrın tınısı, biri de ümidin melodisi. Hepsi birleşince hayatımda bir senfoni oluyor. Benim vazifem bu senfoniyi dinlemek, içindeki güzelliği fark etmek. Bir gün sınav kaygısı içimde davul gibi gürler, ertesi gün annemin duası ince bir ney sesi gibi ruhumu okşar. Bir başka zaman yalnızlık keman teli gibi içimi titretir, ama ardından dost sohbeti tambur gibi içime huzur salar. Hepsi bir araya gelince bana şunu hatırlatıyor: “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.” Risale-i Nur’un diliyle baktığımda, musibetler bana aslında bir pencere açıyor. O pencereden bakınca görüyorum ki, her şey Kadîr-i Rahîm’in mülkünde cereyan ediyor. Benim görevim cefâsını değil, safâsını çekmek. Yani sıkıntının içindeki hikmeti görmek, acının içindeki rahmeti sezmek. Hayatın melodisi bazen hüzünlü, bazen neşeli; ama her hâliyle Allah’ın kudretini ve rahmetini hatırlatıyor bana. Ben de bu melodiyi dinlerken, kendi imtihanımı bir beste gibi kabul ediyorum. Çünkü biliyorum ki, her nota beni olgunlaştırıyor, her tını ruhuma yeni bir derinlik katıyor.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Çok konuşanı az dinlemek lazım.
Alıntı
Sahipsiz Mezara Dönmüş İnsan - Kavli Garib Çoban
Vakit o vakit değil, taa ki kendimi affedene kadar. Yorulduğunda gelirim, ne kadar oldu olmayalı?.. Çünkü sevgi kuşu hep gönüldedir. B/aşka zamandayız insan insandan kendini, kendinden esirgiyor. Derin bir insan derin sorular sorar kendine. Derin bir gönül hayatınızın derinliklerine iner. İki zeki insan aşık olamaz, gerçek aşkın bir aptala ihtiyacı vardır. Bir bak bakalım, ne kavgalar verdiğin hayat. Ne kadar sürüyormuş?.. Bu kadarcık süre!.. Bütün o kavgalara değiyor muymuş?.. Sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Ahkaf-35) Sana temin ederim ki, yaşayabilmek için elimden gelen ve gelecekte de yapabileceğim her şeyi yapıyorum. Ey gönül bana inan. İki zeki insan aşık olamaz, gerçek aşkın bir aptala ihtiyacı vardır. Bir yere gitmeliyim, çok uzaklara. Yapmayacağım. O halde yeniden doğmalıyım, dönüşmeliyim!.. Kime, neye?.. Zamanında ölmek gibi. Ama sonuna kadar yaşamak. Dua böyle sesleniyor. Kendine layık ol. Ve putlarınıza cevaplamaya hazır olmayabileceğiniz sorular sorar. İki zeki insan aşık olamaz, gerçek aşkın bir aptala ihtiyacı vardır. Ve eğer bir gün gitmek istersen, benim için endişelenme, ben iyi olacağım. Dağda bir çoban çeşmesinin kıyısında diz çökerek, çamurla yeni bir kalp yapacağım kendime.
"Bazen sadece durmak ve kalbinin sesini dinlemek gerekir. Dinlemiyoruz, çünkü duyacaklarımızdan korkuyoruz."
HADİS ÜZERİNDEN TESPİT
Peygamber Efendimiz’in (sav) fitne dönemleriyle ilgili hadisini hatırlamakta fayda var: “Fitne zamanında oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır.” Bu hadis ilk bakışta pasifliği tavsiye ediyor gibi görünebilir. Oysa bana göre burada verilen mesaj çok farklıdır. Çünkü Efendimiz adaleti ayakta tutmayı, doğru şahitlik yapmayı ve zulme karşı durmayı da emretmiştir. Burada anlatılan şey, insanın aceleciliğine karşı yapılan bir uyarı olsa gerek. Fitne zamanlarında insanlar çoğu zaman gerçeğin peşine değil, tarafların peşine düşerler. Bir haber duyulur, bir iddia ortaya atılır, bir ekran görüntüsü paylaşılır ve insanlar daha ne olduğunu tam anlamadan koşmaya başlarlar. Bir kısmı savunmaya, bir kısmı suçlamaya koşar, bir kısmı da başkalarının koşusuna katılır. Oysa ortada henüz bütün yönleriyle ortaya çıkmış bir hakikat yoktur. Belki de hadisin bize öğrettiği şey, her duyulan şeyin peşinden koşmamak, her iddiaya sahip çıkmamak, her kavgada taraf olmamaktır. Önce durmak, dinlemek, araştırmak, anlamaya çalışmak; sonra da karar vermek en uygun davranıştır. Bugün sosyal medya çağında yaşadığımız birçok problemin temelinde bu acelecilik yatıyor. İnsanlar bazen hakikati öğrenmek için değil, çoktan verdikleri hükmü doğrulatmak için araştırma yapıyor, olgu bükme yoluna giriyorlar. Bir insanı seviyorsak onunla ilgili bütün suçlamaları reddediyor, bir insandan hoşlanmıyorsak onunla ilgili bütün suçlamalara hemen inanıyoruz. Böylece hakikat ikinci plana düşüyor. Bunu yapanlar gerçekten hakikati mi arıyor, yoksa hakikatin bazı parçalarını kullanarak yeni bir hikâye mi kuruyor? Çünkü günümüzde insanların önemli bir kısmı olaylarla değil, tarafların kimlikleriyle ilgileniyor. Bir olay yaşanıyor ve ilk sorulan soru çoğu zaman “Ne olmuş?” değil,
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam