Sen olmadan bu sokaktan kaçıncı geçişim, saymadım. İçtiğim günleri saydığım kadar bunu saymadım, sayamadım. Çünkü bu sokaktan bir defa yanımda sen geçtin. Ve ben her geçişimde o bir defaya çarpıyorum. Sert bir kayaya çarpar gibi. Ayağım takılıyor, sendeliyorum.
Kaç defa bu sokaktan geçip sana çarpmam gerekiyor seni bana geri getirmek için, bilmiyorum. Matematiğim yetmedi buna. Sadece bekliyorum seni. Belki gelirsin diye. Belki bir gün aynı sokakta, ortak anılarımızın arasında karşılaşırız diye. Bir umutla yaşıyorum. O umut, yaşamama sebep oldu.
Ama ben kendimden geçeli çok oldu. Sana anlattığım enerjiyi bulamıyorum artık. Yeni aldığım çorabı, pijamayı, gün içinde yaşadıklarımı, Eren'le başımdan geçenleri sana anlatamıyorum. Yine de sanki bir gün anlatacakmışım gibi fotoğraflar çekiyorum, günlük tutuyorum. Bugün de onlardan biri.
Aslında sana anlatamayacağımı biliyorum. Her şeyin farkındayım. Gerçeklerle yüzleşiyorum. Ama gözümdeki perde hâlâ bütün gerçekleri örtmeye devam ediyor.
Doksan gün geçti. Yirmi yedi günde sana alıştım ama doksan günde seni unutamadım. Unutmayı çok istedim. Yapamadım. Çünkü bana çok iyi gelmiştin. Hiç kimse yanımda yokken sen vardın.
Belki sana anlatacak hikâyelerim olsun, sana anlatacak esprilerim olsun diye yaşıyorum. Hâlâ aktif hayatıma devam ediyorum. Bugün darbuka gösterim vardı, bisiklet sürdüm. Çok komikti. Bunu görmen lazımdı. O videoları birlikte izleyip kahkaha atmamız gerekiyordu. "Alper, bak başıma ne geldi" demem gerekiyordu. Ama anlatamıyorum işte.
Ne zamana kadar sana günlük yazacağımı bilmiyorum. Ne zamana kadar senin olmadığın ama olmanı istediğim her anın fotoğrafını çekeceğimi de bilmiyorum. Ne zaman senden vazgeçeceğimi hiç bilmiyorum.
Cahilim bu konuda. Gözlerin, gülüşün, bana bakışın beni cahilleştirdi.
Ben hâlâ seni