bal bocegi

bir varlığı, “canlı” olarak tanımlayabilmemiz için kendine ait bir organizasyonu ve aktivitesi (metabolizması) olması gerekmektedir. Virüslerin konak hücrelerin dışındayken belli bir organizasyonları vardır; ancak kendi başlarına hiçbir organizasyon içi aktivitesi (metabolizması) yoktur. Ne zaman ki bir konak hücreye tutunur (bu bizim hücrelerimiz olabildiği gibi bir bakteri, bitki, vs. de olabilir), o zaman içerisinde bulunan genetik materyal aktive olur ve bu konak hücreye geçer. Ancak bu noktadan sonra, bir aktivite görülse de, artık virüsün kendisine ait bir organizasyonu yoktur. Sadece virüs genetik materyali aktiftir ve kendisini dış ortamdan soyutlayan bir zırhı kalmamıştır. Bu sebeple, aynı anda organizasyon ve aktivitesi bir arada bulunmadığından, canlı olarak sayılmazlar
Reklam
“Şimdi, ilginç bir diğer mekanizmaya geçelim: Transpozonlar, genetik materyalimizde bulunan, zaman zaman, durup dururken kromozomlar üzerinde bulunduğu bölgeden bir diğer bölgeye sıçrayabilen DNA dizilimleridir. Tahmin edebileceğiniz üzere, genlerimizdeki parçaların rastlantısal olarak yer değiştirmeleri, genlerimizin sürekli karışması anlamına gelmektedir ve çeşitliliğe büyük oranda katkı sağlamaktadır. Yapılan araştırmalar, 100 milyondan biraz fazla baz çiftine ve 21.000 civarında gene sahip olan Caenorhabditis elegans türü toprak solucanlarının genlerinin %13’ünün bu şekilde sıçrayan gen parçalarından oluştuğunu göstermektedir. 3 milyar baz çiftine ve yine 21.000 civarında gene sahip olan Homo sapiens (insan) türünün genlerinin de %40’ının transpozonlardan oluştuğu keşfedilmiştir”
Eylül 2008’de yayınlanan bir makaleye göre köpeklerin 17. kromozomu üzerinde bulunan FOXI3 isimli bir genin 7 farklı noktada mutasyona uğraması, günümüzdeki kılsız köpeklerin var olmasına neden olmaktadır. Görüldüğü üzere birden fazla mutasyon bir araya gelerek bir değişim yaratmaktadır.
İlkin yapılı tek hücreli canlılar, Amitoz Bölünme denilen bir üreme tipiyle çoğalırlar. Bu tip bölünmede, genler herhangi bir şekilde birbirine karışmaz, doğrudan kopyalanarak gelecek nesillere aktarılır. Dolayısıyla ata bireylerde meydana gelen genetik değişimler, yavrulara doğrudan aktarılır. Bu yöntemin, ökaryotik canlılara geldiğimizde, biraz daha gelişip karmaşıklaşarak Mitoz Bölünme adını verdiğimiz bölünme tipine evrimleştiğini görürüz. Bu bölünmede de ata birey konumundaki hücreler genlerini olduğu gibi yavrularına aktarır. Çeşitliliğe katkı sağlayan özel bir mekanizma bulunmaz. Elbette ki amitoz bölünmede de, mitoz bölünmede de genetik çeşitliliği sağlayan bazı nedenler vardır. Örneğin ileride göreceğimiz mutasyonlar veya transpozonal sıçramalar genetik çeşitliliği yaratabilmektedir. Ne var ki bunlar, tamamen rastlantısal gerçekleşen ve her üremede gerçekleşmeyen yöntemlerdir ve evrimsel sürece sürekli katkıları bulunmamaktadır.
“Bireyde meydana gelen genetik değişimler, evrimsel değişimler değildir! Bunlar, çoğunlukla kalıtımsal olmayan, geçici değişimlerdir (modifikasyon). Üstelik bir bireyin genlerindeki her değişim evrime neden olmaz! Bu değişimleri, yalnızca evrimsel seçilim mekanizmalarının üzerinde işleyebileceği genetik çeşitliliğe katkı sağlarlar. Evrimin olabilmesi için, popülasyon içerisindeki bu çeşitliliğin seçilmesi veya elenmesi gerekmektedir!”
Reklam