Sekiz yaşındaki Bela’nın hayatı, ailesi ve her gün ona “Kalbine girebilir miyim?” diye soran gizemli bir varlık olan Öbür Anne etrafında şekillenir. Evde yaşanan tekinsiz olaylar arttıkça Bela, vereceği kararın yalnızca kendisini değil, ailesini de etkileyeceğini fark eder. Anne ve babasının evliliği sarsılırken Öbür Anne giderek daha güçlü ve tehlikeli hale gelir. Evdeki Tuhaf Olaylar, aile bağları, korku ve doğaüstü unsurları etkileyici bir atmosferde bir araya getiren ürpertici bir roman.
Gerilim dozu bir tık yüksek bir kitaptı. Yazar okuyucuyu germesini seviyor, bunu biliyoruz lakin bence biraz da konuyu genişletebilirdi diye düşünüyorum. Bazı kısımlar çok oldu bittiye geldi benim için. Bela’nın o korkusunu hissettim, kıyamam daha 8 yaşında ve korktu çocuk Yani sürekli taşının şu evden artık falan dedim, keşke taşınsalardı
Josh Malerman ile ben Kafes serisiyle tanışmıştım. Kafes serisini sevsem de daha sonra okuduğum Gölün Dibindeki Ev’i hiç sevmemiştim. Evdeki Tuhaf Olaylar ile yazara tekrardan şans vermek istedim. Alışılmışın dışında bir yazım tarzıyla gelmiş yazar. Genelde diyaloglar okuyoruz öyle sayfalarca konu üzerine değinmemiş yazar. Bu doğrultuda benim için hızlı okunan bir kitap oldu.
Raylar pas içindeydi. Demir, yılların sessizliğiyle renk değiştirmiş, kahverengiye çalan bir yorgunlukla toprağa karışmıştı. Traverslerin arasından çıkan otlar bu hattın artık bir ulaşım değil, bir unutulma alanı olduğunu gösteriyordu. Bir zamanlar hızın ve düzenin simgesi olan bu çizgi şimdi doğanın sabrına teslim olmuştu.
Sağ tarafta eski bir istasyon binası duruyordu. Çatısı kısmen çökmüş, camları kırılmıştı. İçeride bir zamanlar bekleyen insanların varlığı artık sadece boşluk olarak hissediliyordu. Biraz ileride tünel ağzı görünüyordu. Karanlık, gündüzü bile içine çekiyordu.
Ben, Ravi, Hiç ve Münzevi rayların üzerine adım attık. Buraya Frédéric GrosYürümenin Felsefesi kitabını konuşmak için gelmiştik. Ama daha ilk adımda anlaşılan, bu yol sadece kitabı anlatmayacaktı, kitabı değiştirecekti.
İlk soruyu ben sordum.
“Gros yürümeyi neden bir ulaşım biçimi olarak değil de bir düşünme biçimi olarak ele alıyor?”
Ravi kısa bir süre raylara baktı.
“Çünkü ulaşım hızla ilgilidir. Ama düşünme hızla değil, ritimle ilgilidir. Kitap boyunca gördüğümüz şey modern insan sürekli varmak istiyor. Yürüyen insan ise bazen varmak istemiyor. Sadece kalmak, görmek, değişmek istiyor. Bu yüzden yürüyüş bir araç değil, bir durum.”
Hiç hemen araya girdi.
“Ama bu fazla idealize değil mi? Sonuçta yürümek de bir eylem. İnsan yürüyerek yine bir yere gidiyor.”
Münzevi bakışını raylardan kaldırmadan konuştu.
“Gidiyor ama mesele orası değil. Mesele, giderken ne kaybettiğin. Tren rayları bize bunu gösteriyor. Ray üzerinde hareket eden şey özgür değil, sadece güçlüdür. Yürüyen insan ise güçlü değil ama yön değiştirebilir.”
Bir süre sessizlik oldu. Rayların sesi yoktu ama sanki geçmişten bir titreşim kalmıştı.
Ben ikinci soruya geçtim.
“Kitapta Nietzsche neden bu kadar önemli bir yer tutuyor?”
Ravi cevap
Kitaba dair bilmeniz gereken ilk şeylerden biri Saramago’nun yazım tarzı. Yazar neredeyse hiç noktalama işareti kullanmamış nokta ve virgül dışında .
Diyaloglar için konuşma çizgileri veya tırnak işaretleri yok; konuşmalar uzun paragrafların içine yedirilmiş. Ayrıca karakterlerin hiçbirinin adı yok.
Doktor, Doktorun Karısı, İlk Kör Olan Adam gibi sıfatlarla anılıyor.
İlk birkaç sayfada bu yoğun yazım tarzına alışmakta zorlandım, ancak ritmi yakaladığım an kitap beni aldı götürdü.
Körlük, sizi derinden sarsacak, bittikten sonra bile uzun süre etkisinden çıkamayacağınızı ve dünyaya, insanlara çok daha farklı gözlerle bakmanızı sağlayacak bir kitap.
Kitap, modern insanın kurduğu düzenin, yasaların ve ahlakın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Gündelik hayattaki konforumuz ve kurallarımız ortadan kalktığında, insanın hayatta kalma içgüdüsüyle nasıl vahşileşebileceğini gözler önüne seriyor.
Yazar, fiziksel körlük üzerinden aslında toplumun derinlerindeki "bencillik", "duyarsızlık" ve "görmezden gelme" gibi ahlaki körlükleri eleştiriyor.
Biz gerçekten görüyor muyuz, yoksa etrafımızdaki adaletsizliklere karşı zaten kör müyüz?
Her şeyin çöktüğü bir ortamda bile insan kalmayı başarabilmenin, sevginin ve dayanışmanın değerini sorgulatıyor. KörlükJosé Saramago
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma
Monte cristo kontu'nu yazan kişi ile bunu yazan yazar aynı kişi olamaz aklım almıyor cidden. İlk sayfaları anlamak için 3 defa okudum çok karmaşık. Diyaloglar basit hikaye basit. Kitap içine almıyor insanı ben çok büyük beklentiyle başlayıp hayal kırıklığı yaşadım. Daha fazla yazmak içimden gelmiyor üzüldüm gerçekten.
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
Helloooo
Bu ara karmaşık kitaplar okumaya son sürat devam ediyorum.
Bir bakmışsınız romcom, bir bakmışsınız bilim kurgu, sonra bir bakmışsınız polisiyelerin dibini sıyırmışım.
Aralarında piyangoyu tutturduklarımda var lâkin beğeniyle okuduğum bir elin parmak sayısını geçmiyor.
Değişiklik olsun diye hayatıma yeni polisiye yazarlar eklemek güzel bir fikir gibi gelmişti ve bu gazla ilk kez gördüğüm Jennifer Hunter (buram buram mahlas kokuyor) 'ın kitaplarını almış bulundum.
İncelediğimde yazarın sadece iki kitabı var o da elimdeki serisi Ryan Strickland serisi.
İlk kitap Kayıp Kurban. Aslında bence kitabı daha kaliteli ve tecrübeli biri yazasaymış efsane ötesi bir kurguya sahip olabilirmiş ama bu yazarın elinden acemice bişeyler çıkmış.
Anlatımı fazlasıyla bozuk, olay örgüsü basit, diyaloglar gülünç, gerçekçi olmayan sahnelerle yazar birşeyler yazmaya çalışmış.
Ortada vahşice işlenen onlarca cinayet var ve olayı katilin elinden kurtulan Olivia'nın sayesinde öğreniyoruz. İşte ondan da ne kadar öğrenebilirsek.
Ryan Strickland garip bir tip FBI ile çalışıyor olması mucize gibi (ben olsam bakkalda bile çalıştırmam) Yazar kendisini zeki gibi göstermeye çalışmış başaramamış (kızın mimiklerinden olayı çözmeye çalışması gibi) Adam resmen sessiz sinema oynar gibi olayı çözdü. Bu kısım polisiyeden çok fantastik kurgu gibiydi.
Kitaba bayılmadım ama gelin görün ki serinin ikinci kitabını da almış bulundım. Hemen ona da başlayıp bu yazara veda edeceğim.
Kitaplığımda durmasının hiçbir anlamı yok.
Öneri kısmında ise bildiğimiz yazarlardan şaşmayalım. Paramıza ve zamanımıza yazık olmasın.
Önermiyorum almayın OKUMAYIN ve OKUTMAYIN
KitapRüyasından Sevgilerle
Kayıp KurbanJennifer Hunter · Sonsuz Kitap · 202629 okunma
Bu kitapla birlikte seriye olan ilgim belirgin şekilde arttı.
İlk kitaptaki “tanıdık” hissin yerini, daha oturmuş ve daha derin bir dünya aldı.
Yazarların en güçlü olduğu yer kesinlikle diyaloglar.
Doğal, akıcı ve gerçekten eğlenceli. En önemlisi de her karakterin kendine ait bir sesi var. Kimin konuştuğunu anlamak için isim görmeye ihtiyaç duymuyorsun, bu da karakter yazımının ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.
Bu kitapta karakterler belirgin şekilde derinleşiyor. İlişkiler daha anlamlı, karakterlerin motivasyonları daha net.
Gizem ise korunuyor ama asla sıkmıyor. Aksine, merak duygusunu sürekli canlı tutuyor.
Ama…
Savaş sahnesinde aynı gücü hissedemedim. Anlatım biraz tek düze kalmış.
Kaos ve tempo artıyor ama bu sefer de hissiyat geri planda kalıyor.
Yani sahne hareketli ama duygusal olarak tam vuramıyor.
Burada denge biraz kaçmış.
Buna rağmen genel akıcılık o kadar güçlü ki…
Bu kitabı “bitireyim” diye değil, “bitmese keşke” diyerek okudum.
Ve bu benim için en önemli şey.
Sonuç olarak:
Küçük eksiklerine rağmen, karakterleriyle ve akıcılığıyla beni içine çeken, serinin potansiyelini çok daha net gösteren bir devam kitabı.
Ve en önemlisi…
Devamını gerçekten merak ettiriyor.