Babaya Mektup - Franz Kafka
Elli yedi sayfada tükeniveren bu kitap, okuduğum en etkileyici eserlerden biri.
Öncelikle Franz Kafka'nın, babasına yazdığı ama (bildiğim kadarıyla) gönderemediği bir mektup olduğunu belirtmem gerek. Neden gönderemediği, zaten kirabı okuduğunuzda cevabını ayan beyan buluyor.
Sonrasında ise -paylaştığım alıntılar dışında- kitabın her satırının -ama her satırının- altını çizmek istemem. Çünkü F. Kafka'nın tahlilleri -her ne kadar tek taraflı olduğunu bilsek de- o kadar güçlü ki okuyucuyu kendi tarafına çekmeyi hak ediyor.
Bu arada kitap -yani mektup- ilk bakışta biteviye ve rastgele yazılmış düşüncesi uyandırsa da aslında konulara bölünmüş durumda. Kafka babasına aslında kronolojik olarak sesleniyor da denebilir.
Mutlaka okunmalı.
İlk romanım "Hatırla" çıktı. Kabul etmeliyim ki çok tuhaf bir duyguymuş :)
Aşk, adalet arayışı, cinayet, şiddet... 27 yaşında genç bir adamın kendince makul ve sakin hayatı, sonunda suça ve karanlık ilişkilere bağlandı.
"Deli"lerin zihnini hep çok merak etmişimdir. Yazara bunu kendince gösterdiği için teşekkür ederim. Konu ve işleniş oldukça cezbediciydi.
Yalnız Hakan Günday kitaplarında beni çok sık kullanılan benzetmeler rahatsız ediyor. Üslup tabii ki... Bunu beğenen de vardır. Ama bazı yerlerde benzetme yapmadan, düz yazsa daha iyi olurdu diye düşündüğüm oluyor. "Ağzının kenarından akan nehir" gibi benzetmelerden bahsediyorum. Sanki bunlar biraz sadeleşmeli.
Kitabı bırakıp aylar sonra tekrar başladım ve bitirdim. Bunun tek nedeni, "anlatıcı"nın kullandığı zamanlar. Cümlelerin yaklaşık yarısının "ek fiilin geniş zamanı" dediğimiz "-dır" ile yarısının ise şimdiki zaman olan "-yor" ile çekimlenmesi. Böyle olunca anlatıcının yazarın "kendisi" olduğunu her paragrafta hissediyorsunuz. Ahmet Mithat Efendi bile bu kadarını yapmadı.
Bunun dışında hikâyesi oldukça güzel ve sürükleyici aslında. Başkangıçta farklı, sonuç bölümünün başından itibaren farklı bakıyorsunuz olaya. Sıradan bir dedektiflik macerasının oldukça ötesinde.
1972'de, bugün kült olmuş filmler kadar etkili bir kurguyla roman yazmış Atsız. Okuduğum en sinematografik kitaplardan biri diyebilirim. Kurgu, kahramanlar, diyaloglar tam anlamıyla harika!
Kitabın ilk bölümlerindeki gidişatı nedeniyle bulunduğunuz tahminler, kitabın ortalarında hele sonunda tuzla buz oluyor. Kendi kaba tabirimle sonunda böyle "yamultan" film ve romanları sevdiğim için büyülendim.
Kitapta Selim'in doktorlarla yaptığı aşk tartışmaları ve Selim'in yargılandığı sahneler gerçekten etkileyiciydi. Kitabın sonunda Tosun ve Ayşe arasında geçen diyalog da çok çarpıcıydı. Spoiler vermemek için bu kadar yazayım.
Yalnız ilk basımını 1972'de yapmış bir romanı anlamak için sonuna sözlük eklemek zorunda kalınması ne kadar acı. Dili nedeniyle kim bilir kaç kişi elinden bırakmıştır bu romanı. Dili bu kadar hızlı değiştirerek, onunla bu kadar çok oynayarak kendi bacağımıza sıkıyoruz aslında.
Ruh Adam