Rosalind Franklin 1958'de henüz otuzyedi yaşındayken öldü. Kendisi hakkındaki ilk izlenimlerim, gerek bilimsel gerekse kişisel planda, (bu kitabın daha önceki sayfalarında da yansıdığı gibi) genellikle yanlış olduğu için, burada Rosy'nin başarılarına ilişkin bazı şeyler söylemek istiyorum. King's de yaptığı x-ışını çalışmalarına, giderek artan bir şekilde olağanüstü olarak bakılıyor. Yalnızca A ve B biçimlerini çıkarmış olması bile ününü sağlamaya yeter. 1952'de Patterson yöntemlerini kullanarak fosfat guruplarının DNA molekülü dışında olduğunu göstermesi daha da büyük bir başarıdır. Daha sonra bernal laboratuvarında geçtiğinde tütün mozaik virüsünü ele almış ve sarmal yapı konusundaki nitel görüşlerimizi kısa bir zamanda kesin bir nicel tabloya dönüştürmüştür. Temel sarmal parametrelerini belirlemiş ve ribonükleik zincirin merkezi eksenle molekülün dış kenan arasında yan mesafede olduğunu da yine o bulmuştur. O sıralar Birleşik Devletler'de olduğum için kendisini Francis kadar sık görmedim. Rosy, Francis'e sık sık akıl danışmak veya iyi birşey yaptığında, bunun Francis'in mantığıyla da uyuşup uyuşmadığını görmek için gelirmiş. Artık önceki didişmelerimizin tüm izleri silinmişti. İkimiz de Rosy'nin kişisel dürüstlüğünü ve soyluluğunu kabul ediyor ve akıllı bir kadının, kadınlan ciddi düşünce işlerinin dışında bir eğlence aracı olarak gören bir bilim dünyasına kabul edilebilmek için verdiği mücadeleleri yıllar sonra da olsa kavrıyorduk . Rosalind'in örnek cesareti ve sağlamlığı, kurtuluşu olmayacak derecede hasta olduğunu bildiği halde şikayet etmeyip ölümünden birkaç hafta öncesine kadar olağanüstü çalışmasını sürdürmesiyle hepimizi duygulandırdı
Hayata Sahip Olmanın DNT'si
Kendine liderlik etmek, hayata sahip olmanın DNA'sıdır.
Sayfa 121 - Qanun Nəşriyyatı·Kitabı okuyor
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
...diğer sosyal hayvanların davranışları büyük ölçüde genleri tarafından belirlenmektedir... örneğin şempanzenin, bir alfa erkek tarafından yönlendiren hiyerarşik gruplarda yaşama yönünde genetik bir eğilimi vardır. yakın akrabası olan bonobonlar ise dişiler arası ittifaklar tarafından yönetilen daha eşitlikçi gruplar halinde yaşarlar. dişi şempanzeler bonobon akrabalarından ders çıkarıp feminist bir devrim gerçekleştirmezler... bu tür çarpıcı davranış değişiklikleri yalnızca şempanzelerin dna'sı değiştiğinde meydana gelebilir... buna karşın 'bilişsel devrim'den bu yana sapiens hızla davranış değişiklikleri gösterdi, herhangi bir genetik veya çevresel değişime ihtiyaç duymadan yeni davranışları gelecek nesillere aktarabildi.
Sonsuz kudret sahibi isimlerinin sonsuz tecellilerini bu sonlu âlemde göstermek için tıpatıp aynı iki şey yaratmıyor. İnsanların simasını, sesini, parmak izini, DNA kodlarını, şahsiyetlerini farklı yaptığı gibi her bir yaprağı, her bir çiçeği, her bir kar tanesini, hatta her bir seyi birbirinden farklı yaratıyor. Bu kâinat sergi salonunda aynı şeyi iki defa sergilemiyor.
Doğa yok edilebilir değildir, 65 milyon yıl önce bir göktaşı dinazorları yok ederken, memelilerinse önünü açtı. Bugün insanlık pek çok türü yok ediyor, hatta kendisini bile yok edebilir ama öbür organizmaların durumu gayet iyi; örneğin fareler ve hamamböcekleri en iyi dönemlerini yaşıyorlar. Bu dirençli yaratıklar muhtemelen nükleer bir felaketten dumanları tüten yıkıntılarının arasından DNA'larını yaymaya hazır olarak çıkacaklardır. Belki de günümüzden 65 milyon yıl sonra akıllı fareler, insanlığın neden olduğu yıkıma tıpkı bizim dinazorları yok eden göktaşına baktığımız gibi minnetle bakacaklardır.
Hile; hayvanlar, bitkiler, mantarlar, bakteriler, virüsler, kromozomlar, genler ve DNA parçacıkları arasında görülür.
Sayfa 20 - Doğan Kitap·Kitabı okuyor
1000Kitap