“Özgür olmayan bir beyin ile sadece bildiklerinizi tekrar edersiniz. Keşfetmek istiyorsanız, uçmanız şart.”
Herkese Merhaba
Bayılarak okuduğum serinin ikinci kitabı da bitti nihayet ama yine öyle bir yerde bitti ki hemen üçüncü kitaba başlamak istiyorum.
Bildiğiniz üzere Mater serisi bir Bilim Kurgu romanı ve gerekse verdiği gerçek bilgiler gerekse içindeki kurgu insanı öylesine alıp gidiyor ki.
Tesla 20 yıl sonra bulduğu abisini 10 dakika içinde kaybeder ve 20 yıllık hayatının bir yalandan ibaret olduğunu öğrenir. Abisi ölmeden önce Tesla’ya gerçek adının Pia olduğunu peşlerinde bir takım adamların olduğundan bahseder. Bu kitapta bebekliğinden bu yana Teslaya aşık olan Galen ve en yakın arkadaşı Devin de yer almaktadır. Birbirinden ilginç olaylar ve birbirinden farklı bilgilerle dolu bu kitabı okurken sürekli kendi kendime ya böyle şeyler olsaydı dedim. Bu arada kitapta bir örgüt var ve örgüt insanın da DNA sını değiştirmeye çalışıyor ve bunun üzerinde çeşitli deneyler yapan dünya üzerinde en güçlü laboratuvar araştırma merkezi. Adı da Neon ve Tesla’nın peşinde olan adamlar da Neon adındaki yapı.
Neon bir şekilde Tesla’ya ulaşsa da Galen asla vazgeçmiyor Tesla’dan. Sonunda ise…. Mutlaka okuyun
Ne zamandır okuyacağım diyordum erteliyordum. Hizmetçi serisini sevdiydim ama ilk kitabını. İkinci kitap kısmen hayal kırıklığıydı ama toparlamış. Yine de devam etmedim. Bunu görünce konu çok ilgimi çekti.
Esas kız bir seri katilin tek çocuğu. Nayır adam gerçekten seri katil, kimse iftira atmadı. Esas kız Nora annesinin intiharından sonra büyükannesiyle yaşadı ve soyadını da değişti. Üstelik artık bir cerrah. Hı hı ama o babası gibi değil. Ancak sanırsam dna dan geçiyor böyle şeyler. Nora'nın ilginç yanları var.
Nora tamamen hayatını değişse de neredeyse hiç arkadaşı ya da ilişkisi olmasa da yaşananları unuttuğu söylenemez. Üstelik hapisteki bana her hafta ona mektup gönderirken mümkün değil.
Derken babanın yakalanışının 26ncı yılında bir şeyler değişiyor. Babasını taklit eden bir katil. Ve bu katil Nora'nın hastalarını hedef alıyor.
Baba müebbet almış, biri Nora'yı tanıyor, damgasız mektuplar geliyor, arabasında insan parçaları buluyor keza evinde de.
Peki Nora gerçekten de babasının kızı olabilir mi?
Hikayeyi sevdim, şaşırtmacaları güzeldi. Ancak kafama takılan bir şey var onun hakkında bir şeyler yazıldığını görmedim. Mesela babası neden elleri kesiyordu neden hep mavi gözlü açık tenli kadınları hedef alıyordu? Bence babaya biraz daha yer vermeliydi.
Neyse benden bu kadar. Epope sevdi gidin okuyun
Ağustosun son kitabı #brandonsanderson dan geldi. #lejyon un ikinci kitabı #kayıpcesedinpeşinde ilk kitabı gibi beyin devrelerimi yakarak bir solukta bitti diyebilirim.
Şimdi efendim şöyle ki vücudumuzun her bir hücresi yedi yüz elli milyon veri içermekteymiş. Tek bir parmağımız dahi, internetteki tüm bilgiye sahipmiş aslında. Derler ki:
"hayal etsenize; yanında laptop taşımak yerine zaten vücudunda olan organik bir bilgisayar kullandığını düşün. Veriler baş parmağında depolanacak, gözlerin ekran olacak. Ağır bir bilgisayar bataryası taşımak yerine sabah fazladan bir sandviç yemen yetecek..."
"Sorun depolamak değil, sorun verilere ulaşmak. Bunun için hücreleri çıkarmak gerek..."
Biyoteknoloji firması çalışanları, virüs sayesinde hücreye veri aktaran yeni bir mekanizma üzerinde çalışıyorlar. Bu virüs hücreye sızıyor ve veriyi DNA ya ekliyor. Mekanizmayı geliştiren bilim insanı, yaptığı her şeyi kendi hücrelerine işliyor ve ölüyor. Esas büyük sorun ceset çalınıyor ve kitapta bundan sonra başlıyor. Cesedi bulmak, şifreleri çözmek, insanlığı bu virüsten kurtarmak için halüsinasyonlarıyla ün salmış Stephen Leeds'den yardım istiyorlar. Sonrası seyreyleyin cümbüşü. Bu sefer beni benden alan kısmı Leeds'in halüsinasyonunun cep telefonu olması ve diğer halüsinasyonlarıyla görüntülü konuşma yapması.
Keyifli okumalarınız daim olsun...
İlk kitabına kesinlikle bayılıyorum ve bu kitabı da gayet sevdim. Yazarın yazımı nedensizce çok hoşuma gitti, bence fazla akıcıydı. Liz’in romcom aşkı da kitabı bu kadar sevmemin başlıca sebeplerinden olabilir tabii. Bu kitapları okumak beni o kadar mutlu ediyor ki sanırım romcom’lara kimin daha bağımlı olduğu konusunda liz ile yarışabiliriz<33
Merhabalar, ben Sülde.
Oyuncak Müzesi yazardan okuduğum ilk kitap dolayısıyla bu kitap, yazarla tanıştığım kitap oldu.
Keşke olmasaydı.
İncelemelerim SPOILER a.k.a SÜRPRİZ BOZAN içerir daima. Bunu bilerek lütfen bu incelemeyi okuyun.
Kitap Yerme Geceleri formatında kitabı toplam 3 saat boyunca eleştirdiğim podcast'e ulaşmak için linke tıklayınız;
Birinci Kısım: youtu.be/AjVkDd1RzkA
İkinci Kısım: youtu.be/YnsXE_ZNtL8
Kanal adım: benSülde
Başka kitapların yerme videoları da mevcut!
1) Deus Ex Machina
Deus Ex Machina nedir? Karakterlerin bir olaydan tanrısal bir müdahale ile kurtulmasıdır kısacası. Ededbiyat ve sinema sektörünce 'zayıf yazarlık' eleştirisi yapılırken kullanılır. Bu kitap da buram buram Deus Ex Machina kokuyor. Ne hikmetse katilimiz için şans daima yaver gidiyor. Birisini mi öldürecek? Kameralar yok ya da çalışmıyor, oradan kimse geçmiyor, polis soruşturmuyor, DNA örneği alınmıyor. Yahu çok komiktir, bir noktada Nate-Rose Cierra ikizlerinin evine gidiyor parti için ve orada üç kişiyi öldürecek. Üst kata çıkıyor ve banyodaki dolaptan insanların sindirim sisteminden kanına 5-10 dakikada karışabilecek bir kimyasal (yazar o kadar tembel bir yazarlık örneği sergilemiş ki bize ne olduğunu bile söylemiyor) bulup shot bardaklarına atıyor. Yani sen ilk defa gittiğin bir evde orada ilaç bulacağını nereden bildin, öyle bir kimyasal olmasaydı o insanları nasıl öldürecektin? Yok, hiçbir cevap yok.
Çünkü Deus Ex Machina!!!
2) Çehov'un Silahı
Çehov der ki eğer bir oyunun ilk perdesinde duvarda bir silah asılıysa oyunun ikinci perdesinde o silah patlamalı. Meali: sen bir karakter, olay ya da özellikten bahsediyorsan bunun kurguda işlenmesi ya da yararlı olması gerekir. O zaman Oyuncak Katili'nin Lexa'nın evine girip çıkıyor olmasının olayı
Bitmesini hiç istemediğim, sıcacık ve yüzümde kocaman bir gülümseme bırakan bir kitapla geldim bugün. 🩷
Bekar ebeveyn teması, huysuz x gün ışığı karakter dinamiği ve ilk görüşte başlayan o karşı konulamaz çekimle kalbimi fetheden bir hikâye oldu. Jess ve River arasındaki uyum o kadar güzeldi ki sayfalar akıp gitti. Özellikle River'ın Jess'in kızı Juno ile kurduğu ilişkiye bayıldım. Juno'nun olduğu her sahne kitabın sıcaklığını daha da artırdı.
River utangaç ve içine kapanık biri olmasına rağmen Jess'e karşı hislerini saklamayan, duygularını açıkça gösteren bir karakterdi. Jess ise kızını tek başına büyütmeye çalışan, güçlü, ayakları yere sağlam basan bir anneydi. Karakterlerin gelişimini ve birbirlerine yaklaşmalarını okumak çok keyifliydi.
Son sayfalarda River bazı şeyleri eline yüzüne bulaştırsa da Jess sayesinde sahip olduğu en değerli şeyleri kaybetmediğini düşünüyorum.
Kafa dağıtmalık, tatlı, romantik ve insanın içini ısıtan bir hikâye arıyorsanız bu kitap tam size göre. Ben çok severek okudum ve gözüm kapalı tavsiye ederim.
Konusundan kısaca bahsedecek olursam;
Jess bekar bir annedir. En yakın arkadaşıyla sürekli gittikleri kafede, her sabah aynı saatte kahvesini almaya gelen ve kendi aralarında "Americano" lakabını taktıkları River'ın aslında bir genetik mühendisi olduğunu öğrenirler. River, insanların genetik uyumlarını analiz ederek eşleşmeler yapan bir uygulama geliştirmiştir.
Merakına yenilen Jess, ilk başta bu fikre mesafeli yaklaşsa da kendini sorguladığı bir anda arkadaşının onun adına aldığı test kitini kullanarak tükürük örneğini şirkete gönderir. Sonuçlar geldiğinde ise hayatı tamamen değişir. Çünkü sistem ona %98 oranında uyumlu olduğu bir "Elmas Eşleşme" bulmuştur.
Üstelik o kişi, her sabah kahvesini alıp sessizce çıkan River'dan başkası
Ruh Eşi DenklemiChristina Lauren · Yabancı Yayınları · 202678 okunma