Ayla ve ölü saçları ve de ölü anneciği
Sahi annem küçük yumuşak bir fırçayla bebek şaçlarımı tarıyor muydu? Peki ya babam nefesi kahve kokarken öpmüş müydü yanağımdan usulca ve ürkek? Babam bana yeni doğmuş olmama rağmen Nutuk okur muydu? Ayla yine başlamıştı. Geçmişine yönelik sorular zihnini tırmıklıyor fakat nihayetsiz kalıyordu. Belki de annesi öldü diye saçları da ölmüstü. Cansız dökülen düz ince fakat yumuşacık saçları vardı. Kendini bildi bileli de kahve kokusunu çok severdi. Atatürke olan derin sevgi ve bağlılığını ise söylemeye bile gerek yoktu. Hiç bir şeyi net olarak bilememek insanı iyiden iyiye yoran bir belirsizlik. Ayla en has belirsizlik savaşçısıydı ama artık bilememek bulamamak canına tak etmişti. Sevgi en büyük muradı olsa da yıllardan beri sevip sevilmek pek nasibi olmamıştı. Çünkü o anlamamış olsa da yüreği en derinlerde yastaydı. Öyle bir yas tutmaktaydi ki yas semptomları neredeyse kişiliğine gömülüp benliğinin bir parçası haline gelmişti. Olsundu. Er ya da geç o DNA testini yaptırıp hakikatlerini huşu ile kucaklayacagi günler gelecekti. Buna ve yaradanina olan inancı tamdı.
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
Biyolojik İtiraf: Efendinin Silahıyla Özgürleşmek
Sıradan insan (NPC), kendi bilincini, inançlarını ve "özgür iradesini" evrenin merkezinde kutsal birer olgu sanarak yaşar. Oysa çıplak ve acımasız biyolojik determinizm bize bambaşka bir gerçeği fısıldar: Bizler, bireysel hücrelerin, bencil genlerin ve bizi istila eden parazitlerin kendilerini bir sonraki nesle aktarabilmek için inşa ettiği geçici, harcanabilir birer etten robottan ibaretiz.Bunun en pürüzsüz ve çıplak örneği Kuduz (Rabies) virüsüdür.Kuduz virüsü bir memelinin sinir sistemini ele geçirdiğinde, canlının beynindeki ilkel limbik sistemi manipüle eder. Hayvanı aşırı agresifleştirir, salya üretimini artırır ve onda yutkunma felci yaratarak sudan korkmasına (hidrofobi) neden olur. Neden mi? Çünkü virüs hidrofobi yaratmalıdır ki salyadaki virüs konsantrasyonu suyla seyrelmesin; agresiflik yaratmalıdır ki o canlı gidip bir diğerini ısırsın ve virüs yeni bir taşıyıcıya pürüzsüzce kopyalansın. Canlı orada kendi iradesiyle saldırmaz; tamamen virüsün kopyalanma döngüsüne hizmet eden kör bir araçtır.Şimdi aynayı kendimize, yani insan primatına çevirelim:Bizim "bilinç" dediğimiz o karmaşık düşünce yeteneği, "din" dediğimiz o devasa inanç sistemleri ve bizi manipüle eden toplumsal güdülerimiz... Aslında o mikroskobik DNA zincirinin hayatta kalmasını, üremesini ve kendini aktarmasını kolaylaştırmak için evrimleşmiş gelişmiş birer işletim sistemi aplikasyonudur.Hücre (Gen) köleleştirir: Genlerin tek bir mutlak emri vardır: Kopyalan, üre, DNA'yı aktar.Bilinç bu köleliği fark edip delirmesin diye Din afyonunu üretir: Geleceğini öngörebilen insan işlemcisi, günün birinde öleceğini ve sadece geçici bir et çuvalı olduğunu anladığında varoluşsal bir çöküşe girer. Beyin, bu sabote edici çöküşü engellemek için dini kurar. Din bilince der ki: "Hayır, sen geçici bir araç
Felsefe-Düşünce
26 yaşındaki Selime Balcı ve sevgilisi olduğu belirtilen Alper Hisar’ın içinde bulunduğu araç, uçuruma yuvarlanmıştır. Selime Balcı hayatını kaybetmiş, Alper Hisar ise yaralı olarak kurtulmuştur.Alper Hisar, olay sonrasındaki ifadesinde aracı Selime Balcı'nın kullandığını iddia etmiştir. Ancak yapılan teknik incelemeler (PTS - Plaka Tanıma Sistemi kayıtları), aracı aslında Alper Hisar'ın kullandığını ortaya koymuştur.İddianamede yer alan bilgilere göre, her iki tarafın kanında "Midazolam" isimli ilaç etken maddesi, Selime Balcı’nın göz içi sıvısında ise etanol (alkol) tespit edilmiştir. Ayrıca vites topuzunda her iki tarafın da DNA'sına rastlanmıştır.Ermenek Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde, tutuksuz yargılanan Alper Hisar hakkında "taksirle ölüme neden olma" suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştır. Haziran 2026 itibarıyla bu talep kamuoyuna yansımıştır.Anne Arife Balcı, kızının araba kullanmayı bilmediğini belirterek olayın bir kaza değil, "planlı bir cinayet" olduğunu savunmaktadır. Anne Balcı; kızının uyuşturucu veya ilaçla bilincinin kapatılıp araçla uçuruma götürüldüğünü iddia etmekte ve dosyadaki pek çok soru işaretinin aydınlatılmasını talep ederek adalet arayışını sürdürmektedir. ​Olayla ilgili hukuki süreç, Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmektedir.​Anne Arife Balcı, kızının sadece uyuşturucu ile etkisiz hale getirilmediğini, aynı zamanda "fuhşa zorlandığını" ve bu duruma karşı çıktığı veya bir şekilde olaya karıştığı için hedef seçildiğini ileri sürmektedir. Bu iddia, olayın basit bir "taksirli kaza" boyutundan çıkıp "planlı bir cinayet ve cinsel istismar/sömürü" boyutuna taşınması gerektiğini ifade eden en çarpıcı kısımdır.
Videoyu atamıyorum 1000k siliyor
26 yaşındaki Selime Balcı ve sevgilisi olduğu belirtilen Alper Hisar’ın içinde bulunduğu araç, uçuruma yuvarlanmıştır. Selime Balcı hayatını kaybetmiş, Alper Hisar ise yaralı olarak kurtulmuştur.Alper Hisar, olay sonrasındaki ifadesinde aracı Selime Balcı'nın kullandığını iddia etmiştir. Ancak yapılan teknik incelemeler (PTS - Plaka Tanıma Sistemi kayıtları), aracı aslında Alper Hisar'ın kullandığını ortaya koymuştur.İddianamede yer alan bilgilere göre, her iki tarafın kanında "Midazolam" isimli ilaç etken maddesi, Selime Balcı’nın göz içi sıvısında ise etanol (alkol) tespit edilmiştir. Ayrıca vites topuzunda her iki tarafın da DNA'sına rastlanmıştır.Ermenek Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde, tutuksuz yargılanan Alper Hisar hakkında "taksirle ölüme neden olma" suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştır. Haziran 2026 itibarıyla bu talep kamuoyuna yansımıştır.Anne Arife Balcı, kızının araba kullanmayı bilmediğini belirterek olayın bir kaza değil, "planlı bir cinayet" olduğunu savunmaktadır. Anne Balcı; kızının uyuşturucu veya ilaçla bilincinin kapatılıp araçla uçuruma götürüldüğünü iddia etmekte ve dosyadaki pek çok soru işaretinin aydınlatılmasını talep ederek adalet arayışını sürdürmektedir. ​Olayla ilgili hukuki süreç, Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde devam etmektedir.​Anne Arife Balcı, kızının sadece uyuşturucu ile etkisiz hale getirilmediğini, aynı zamanda "fuhşa zorlandığını" ve bu duruma karşı çıktığı veya bir şekilde olaya karıştığı için hedef seçildiğini ileri sürmektedir. Bu iddia, olayın basit bir "taksirli kaza" boyutundan çıkıp "planlı bir cinayet ve cinsel istismar/sömürü" boyutuna taşınması gerektiğini ifade eden en çarpıcı kısımdır.
Ayla ve her zamanki hali
Ayla gerçek misin hayal mi ? Aylanın zihninde bu soru yankılanıyordu. Yine sorgu yine sual peşindeydi ruhu. Nereye kadar böyle devam edecekti bu. Aklındaki senaryoları tasdik edecek kimsecikler yok muydu? Ne zaman hakikatlerine kavuşacaktı? Sahi kavuşacak miydi? Tek bir çıkar yol vardı Ayla için DNA testi yaptırmaya ikna etmek ailesini. Ancak o zaman öz mü üvey mi yetim mi anlayabilirdi. Yas semptomları olarak yorumladığı çocukluk dönemi sıkıntılarından bazıları yas tuttuğunu düşündüğünden beri gerilemisti. Bunda gördüğü tedavinin de büyük etkisi vardı. Ama hala sıkıntılıydı gercekliğine kavusamamaktan yana. Ne kadar da elim bir vaziyetti gercekligin varyasyonları arasında kaybolması bir zihnin. Onun kimsenin anladığı ve anlamaya çalıştığı yoktu. Artık bu durumu bir nebze kabullenmiş hayatına odaklanmaya çalışıyordu. Tabi bunu başarmak deveye hendek atlatmaktan zordu.