“Ey Kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg’u göremeyeceksen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri görmeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?”
Özellikle yeni tanıştığımız birinden geliyorsa hepimizi geren bir sorudur "nerelisin sen?" sorusu. Soran kişinin amacı nedir bilinmez. Ya kendisi de oralıdır ve sizi kayıraracaktır, ya oralılar hakkında kötü bir şey söylememek için dikkatli olacaktır, ya da hayatta yapabileceği tek muhabbet budur. "Toprak vatanım, insanlık milletim" diyemezsiniz bir çırpıda, onun yerine "Ana tarafim Ahıska Türklerinden, Kafkasyadan gelip Tirebolu'na yerleşmişler. Babamgil ise kıpçak boyundan...
Abim zenci...Halam yörük" gibi bir şeyler
gevelersiniz. Zor bir sorudur "Nereliydin sen???". Çünkü kendinizi "bir yerli" olarak değil, "biri" olarak görmek isteyen birisinizdir.
Düşlerle mi boğuşuyorsun?
Gölgelerle mi yarışıyorsun?
Uyurgezer gibi mi hareket ediyorsun?
Zaman geçip gitti.
Hayatın çalındı.
Boş işlerle uğraştın,
Aptallığının kurbanı oldun.