Dobby bir tür sefil coşku içinde,”Harry potter arkadaşları için kendi hayatını tehlikeye atıyor!” “Ne kadar soylu bir şey!Ne kadar yiğitçe!Ama o kendini kurtarmalı ,evet,Harry Potter asla…”
“You has to eat this, sir!” squeaked the elf, and he put his hand in the pocket of his shorts and drew out a ball of what looked like slimy, grayish-green rat tails. “Right before you go into the lake, sir — gillyweed!”
“What’s it do?” said Harry, staring at the gillyweed.
“It will make Harry Potter breathe underwater, sir!
"Seni pis küçük maymun!" diye avazı çıktığı kadar bağırdı Bellatrix. "Ne cüretle bir cadının asasını alırsın, ne cüretle efendilerine karşı gelirsin?"
"Dobby'nin efendisi yok!" diye cikledi cin. "Dobby özgür bir cin ve Dobby, Harry Potter ile arkadaşlarını kurtarmaya geldi!"
Ron şimdi de bir çikolatalı ekler atıştırmaya başlayarak, "Eh, ama zaten Percy espri anlayışı olan biriyle çalışmak istemez, değil mi?" dedi. "Percy şakadan ne anlar? Espriyi Dobby'nin çay peçetesine sarıp gözünün önünde dans ettirsen, tanımaz."
Kadeh'teki ateş yeniden kırmızıya dönmüştü. İçinden kıvılcımlar fışkırıyordu. Birden havaya uzun bir alev fırladı, ucunda bir parşömen parçası daha vardı.
Dumbledore neredeyse otomatikman elini uzatıp parşömeni yakaladı. İleride tutup üzerinde yazılı ada baktı. Dumbledore elindeki kağıt parçasına bakarken, uzun bir duraklama oldu. Salon'daki herkes gözünü ona dikmişti. Derken Dumbledore boğazını temizleyip adı okudu -
"Harry Potter."