10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 13:35
Rus edebiyatının en zarif ve melankolik kalemlerinden İvan Sergeyeviç Turgenyev’in "Duman", film şeridi gibi akan melankolik bir Baden-Baden atmosferinde, Litvinov’un durulmuş hayatını eski aşkı İrina’nın yıkıcı tutkusuyla altüst ederken, aslında bireysel bir savruluş üzerinden koca bir ülkenin anatomisini çıkarıyor. Yazarın büyüleyici ve duru üslubuyla şekillenen anlatı, bir yanda geçmişin küllerinden doğan imkânsız bir aşkın yakıcı girdabını işlerken, diğer yanda dönemin Rus entelektüellerinin, Batıcılar ile Slavcılar arasındaki bitmek bilmeyen ideolojik ağız kavgalarını acımasızca hicvediyor. Karakterlerin idealleri, siyasi tartışmaları ve geleceğe dair büyük iddiaları, tıpkı rüzgârda dağılan bir tren dumanı gibi havaya karışıp yok olurken; Turgenyev okuyucuya hem insanın iç dünyasındaki zayıflıkların hem de toplumsal yanılsamaların ne kadar geçici ve uçucu olduğunu felsefi bir olgunlukla anlatıyor.
1000Kitap
DumanIvan Turgenyev · İş Bankası Kültür Yayınları · 20121,386 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 149. kitabı
Doğan Cüceloğlu’nun o her zamanki babacan, içten ve bilge tavrıyla, hayata, kendimizi keşfetmeye ve "kendimiz olarak" var olabilmeye dair sunduğu o muazzam rehberi içim ısınarak okudum. Deniz Bayramoğlu’nun sorduğu sorulara verdiği yanıtlarla yazar; başarının, mutluluğun, ilişkilerin ve en önemlisi de zorluklarla mücadele etmenin aslında içsel bir yolculuk olduğunu çok duru bir dille anlatmış. Yaşama sevinciyle dolmamı sağlayan, potansiyelimi keşfetmem için cesaret veren ve altını çize çize okuduğum, ömürlük bir başucu kitabıydı.
Var mısın?Doğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 202137,8bin okunma
Reklam
9/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 115. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 00:00
Herkese Merhaba Bugün sizlere Con Sinov kaleminden Atatürk kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2025 yılı basımlı 391 sayfalık bir kitap •Kitap bizleri kronolojik sayfalarla sınırlamıyor; meclis sıralarının arasına, gizli kulislere ve liderlerin zihin odalarına buyur ediyor. Mustafa Kemal’in siyasi dehası ile hükümet krizlerini birer tıkanma noktası değil, Cumhuriyet’in ilanı için birer sıçrama tahtası olarak kullanışını okumak müthiş bir keyifti. ​•Abdurrahman Şeref Bey’in meclis kürsüsünden "Hükümet şekillerinin sayılmasına lüzum yok. Bu, Cumhuriyet'tir. Doğan çocuğun adıdır." diye haykırdığı anı okurken tüylerim diken diken oldu. ​•Kitapta laiklik ve din teması o kadar duru işlenmiş ki Gazi'nin dine olan şahsi saygısını ama dinin devlet işlerine müdahale ettiğinde nasıl bir felakete dönüştüğünü anlattığı o samimi pasajlar, bugüne kadar okuduğum en net analizlerdendi. •Ankara'yı hilafet üzerinden eleştiren İslam dünyasının, aslında o sırada sömürge altında boyun eğerek yaşaması ve bağımsızlık mücadelesi veren Türklere akıl vermeye çalışması tam bir trajikomik burukluk. •"Türkler banka işletemez" diyen zihniyete inat, Celâl Bey önderliğinde kurulan İş Bankası’nın ekonomik bağımsızlık kıvılcımı harika işlenmiş. •1925 yılındaki o zorlu dönemde Gazi’nin tarihe geçen şu sorgulaması beni çok sarstı: "Devrimin merhameti bir noktaya kadar erdemdi fakat bir noktadan sonra zafiyetti." ​Mazinin o çürümüş zihniyetine karşı verilen bu büyük savaşı, bir liderin yalnızlığını ve stratejilerini hiç bu kadar içeriden okumamıştım. Yakın geçmişin siyasi mücadelelerine ilginiz varsa, bu kitabı mutlaka kitaplığınıza ekleyin. Yazarımızın kalemine sağlık Okumayı ihmal etmeyin im t u b i s ʚĭɞ
AtatürkCon Sinov · Masa Kitap · 202586 okunma
Kelimeler deliliği aşar...
9/10
·132 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 14:25
1961 yılında Türkçe öğretmeni Bedia Tuncer, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne görevlendirilir.Görevinin de ötesine geçerek: Resmi görevi hastane personeline ve okuma yazma bilmeyen hastalara eğitim vermektir. Ancak Tuncer, hastaların dünyasından etkilenerek onlarla derin bir bağ kurar.Şiirin İyileştirici Gücünü kullanmak ister ve hastaların kendilerini ifade edebilmeleri için onları şiir ve yazı yazmaya teşvik eder. 1961-1964 yılları arasında hastane odalarında, sigara paketlerinin arkasına veya gazete kenarlarına yazılmış yüzlerce şiiri sabırla toplar.Dünyada bir İlk olur. Toplanan bu metinler, 1964 yılında ilk kez İstanbul'da matbaaya verilerek "Akıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler: İnilti" adıyla basılır. Bu çalışma, tıp ve edebiyat dünyasında hastaların iç sesini sansürsüz yansıtan ilk ve en özgün belgelerden biri kabul edilir. Ben büyük bir sabır ve özveriyle emek veren bu hocamızı büyük bir saygıyla anıyorum. Akıl hastası olarak görmek bir kenara onlara yazmayı okumayı öğretmesi sonrasında şiire teşvik ederek yazdıklarına saygı duyup kitap haline dönüştürmesi en duru haliyle o insanların tarihini yaşatmıştır. Her biri, içlerindeki acıyı, öfkeyi ve yalnızlığı şiire dökerek bir nevi kendi kendilerini tedavi etmiş, yazdıklarıyla ruhsal bir arınma yaşamışlardır ki içinde günde 16 paket sigara içeni varmış, çok şaşırtıcı gelmişti. Böylesine güzel bir eser de şiir aralarında onlarla yaptığı sohbetlere ya da daha çok izlere tanıklık etmeyi çok isterdim. Okuyunca edebi katkısından ziyade manevi katkısı empatiyi daha derinden yaşatan bir kitap. O yüzden okurken ki tek beklentim yazdıkları şiirlerde kendilerini arayarak neden bu durumdalar ne yaşıyorlar sorularıyla yaklaştım her bir kelimeye. Umarım her acı hayat ahirette
İniltiKolektif · Matbaa Teknisyenleri Basımevi · 19641,576 okunma
Puan vermedi·216 syf.·
2026 341. kitabı
Virginia Woolf kimdir? Hayatı Edebiyattaki yeri nelerdir? Hadi bakalım, "Adeline Virginia Stephen, ya da bildiğimiz adıyla Virginia Woolf, 28 Mart 1941’de, İkinci Dünya Savaşı’nın bütün hızıyla sürdüğü günlerde, Sussex’teki evinin yakınındaki Ouse Nehri’ne gider, ceplerini taşlarla doldurduktan sonra bir daha geri dönmemecesine kendini sulara bırakır, ilkgençlik yıllarında başlayan ve “manik depresif” olarak adlandırılan hastalıkla yoğrulan huzursuz yaşamına son verir. Virginia Woolf’un roman ve öykülerinde kendi hayatının izdüşümleri apaçık görülür. Romanlarının çoğu biyografiktir ya da kahramanları en yakınındaki, en etkilendiği kişilerdir. İlk romanı olan Dışa Yolculuk’tan başlayarak hemen hemen bütün yapıtlarında onun kişiliğini, gerek insanlarla gerek toplum kurallarıyla ilgili olarak kafasını meşgul eden meseleleri, kendi gününün" "kalıplaşmış roman anlayışına aykırı üslubunu görebiliriz. Woolf’un ana temalarından olan kadın-erkek eşitsizliği, kadının toplumdaki “piyano çalmak-nakış işlemek-kitap okumak”la yetinen rolüne ve bu rolün ne kadar eksik ve kısıtlı kalışına yönelik düşünceleri, toplum düzenine, özellikle İngiliz toplumuna yönelik eleştirileri, daha Dışa Yolculuk’ta açıkça yer alır. Bu romanda aynı zamanda Woolf’un sonraki yapıtlarında ısrarla işleyeceği cinsellik, insan ruhunun irdelenmesi, tıp ve doktorlar gibi bazı konuların tohumları da atılmıştır. Woolf’un Viktorya çağı aile yapısına sahip bir evde büyümesi de onun bütün romanlarında karşılığını bulmuş, özellikle siyasi açıdan topluma bakışını bu yetiştirilme tarzı biçimlendirmiştir.""Babasının 1904’te ölmesi ve kendisinin geçirdiği ağır sinir krizi nedeniyle kliniğe gönderilmesiyle başlayan olaylar silsilesi onun özel ve yazarlık yaşamını etkilemiştir. Üvey ağbisinin tacizi, daha sonra
Roman-Edebiyat
Ah, VirginiaMichael Kumpfmüller · Nora Kitap · 202140 okunma
9/10
·120 syf.··
2026 13. kitabı
"9. Sınıftan itibaren herkes için " Taşların Anlattığı", özellikle aile dinamikleri, kabulleniş ve yas süreçleri üzerine kurgulanmış, beni çok etkileyen oldukça sarsıcı ve derin bir eserdi. Kitap engelli bir bebeğin doğumuyla bir ailenin sarsılan dünyasıni anlatıyor. Hikaye; göremeyen, yürüyemeyen ve zihinsel gelişimi sınırlı olan bir çocuğun etrafında şekilleniyor. Ancak yazar, odağı sadece çocuğun üzerinde tutmak yerine, bu durumun ailenin diğer fertleri (büyük ağabey, küçük kız kardeş ve sonradan doğan sonuncu çocuk) üzerindeki psikolojik etkilerine mercek tutuyor. Roman, ailenin üç kardeşinin gözünden üç farklı tepkiyi işliyor. Ağabey: Koşulsuz sevgi ve şefkati temsil eder. Kardeşini olduğu gibi kabullenir, onunla sessiz bir bağ kurar. Abinin kardeşine yaklaşımında koşulsuz sevgiyi görebiliyorsunuz. Kız Kardeş: Öfkeyi, reddedişi ve kıskançlığı temsil edeiyorB. ebeği, ailesinin huzurunu bozan bir "yabancı" olarak görüyor. Aslında ilginin onun üzerinde olması onu üzüyor. Sonuncu Çocuk: Ölen abisinin gölgesinde doğan, aileyi iyileştirme ve birleştirme yükünü omuzlarında taşıyan denge unsuru rolünde. Kitaba ismini veren en özgün yan, olayların evdeki avlunun taşları tarafından anlatılması. Taşlar, insan ömründen çok daha uzun yaşayan, her şeye tanık olan ama müdahale edemeyen kadim gözlemcilerdir. Bu anlatım tekniği, hikayeye hem masalsı bir hava katmış hem de yaşanan trajediyi daha geniş, zamansız bir perspektiften görmemizi sağlamış. Yazar kurguyu son derece sade ve duru bir dille anlatmiş. Duygu sömürüsüne kaçmadan, insan ruhunun en karanlık ve en aydınlık köşelerine dokunmayı başarmış. Aile bağlarını, "normal" kavramını ve zorluklar karşısında insanın nasıl dönüşebileceğini anlamak için eşsiz bir eser. Fransız edebiyatının (Prix Femina ve Goncourt des
1000Kitap
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,613 okunma
Reklam
Reklam