“Tartının ve kararın var olmadığı ötegeçeye götüreceğim seni. Orada hiçbir şey eylemeden sadece anlayarak yaşayabilir, varlığına biçilen zamanı huzur içinde doldurabilirsin. Orada Allah o kadar var ki hiç din yok. Orada o kadar güç var ki hiç iktidar yok. Orada o kadar zevk var ki hiç ten yok. Orada o kadar bilgi var ki hiç kitap yok. Orada o kadar rüya var ki hiç bilinç yok. Seni dinsiz; güçsüz; zevksiz; bilgisiz; bilinçsiz bir yere götüreceğim. Atımın terkisine atla; tereddüt etme. Orada her şey var, fakat tereddüt yok.”
"Dün var olan bugün yoktur.Bu dünyada insanlar doğar ve ölür.Yalnız yıldızlar ölümsüzdür.En eski zamanlardan beri doğudan doğan güneş ölümsüzdür.Ve,hiç yerini değiştirmeyen kara yerküre ölümsüzdür."
Sen yürümelisin,
yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak...
Sen yürümelisin, beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR
“Bir insan Ruhi’ye niye âşık olur? Ruhunun bütün kemikleri yanlış kaynamış bir adamı düzeltmek iddiası mı? İnsanlar yüzyıllardır aşk diye birbirleriyle uğraşıyorlardı. Ruhi’yi tashih edemezsin Nurhan, insanlar baskıya hazırlanan kitap değiller.”
Toplayın topraklardan acıya bulanmış yürek atışını,
yalnızlıkları toplayın,
ekili topraklardan buğdayı:
Bayraklar altında filizleniyor her şey:
Bizi çağırmakta yeniden eski ses.
Maden köklerine inin,
ıssız madenin doruklarına,
toprak üstündeki insanın kavgasına dokunun
yazgısı ışık olan elleri hırpalayan acıyla.
Vazgeçmeyin savaşan ölülerin
size uzattıkları günden.
Her başak toprağa ekilen bir taneden doğan
ve buğday gibi, parmakla sayılmayan halk,
birleştirmekte köklerini, çoğaltmakta başakları
ve yükselmekte öfke fırtınasında
evrenin aydınlığına.