Her şey ahlakidir. İçimizde bir his olan şu ruh dışımızda bir yasadır. İlhamını duyarız onun; dışarıda, tarihte ise ölümcül kudretini görürüz. "O, dünyadadır ve dünya onun aracılığıyla var olmuştur." Adalet ertelenmez. Kusursuz bir hakkaniyetin dengesi kurulur hayatın
her parçasında.Tanrı'nın zarı daima hilelidir.
Kaçınılmaz bir ikilik doğayı ikiye böler; dolayısıyla her şey yarımdır ve tam olmak için bir başka şeye işaret eder, tıpkı ruh
ve madde, erkek ve kadın, tek ve çift, öznel ve nesnel, iç ve dış, üst ve alt, devinim ve duruş, evet ve hayır gibi.
Uygar insan, posta arabasını yapmış ama ayaklarını kullanamaz olmuştur. Koltuk değneklerine yaslanır, kaslarının desteği
zayıftır. Cenevre yapımı, şık bir saati vardır, ama güneşe bakıp saati söyleme becerisini yitirmiştir. Greenwich denizci
almanağı vardır ve gerektiği an bilgiye ulaşacağından gayet emindir; ama sokaktaki adam gökteki tek bir yıldızı bile
bilmez. Gün dönümünü dikkate almaz; ekinoksu da hakeza; ve zihninde yılın o ışıl ışıl takvimini yansıtacak bir güneş saati
yoktur. Defterleri haf ızasını köreltir onun; kütüphaneleri zekasına yük bindirir; sigorta ofısi, kazalarının sayısını çoğaltır;
ve makinelerin ona ayak bağı olup olmadığını, ya da uygarlaşmakla
enerjimizin bir kısmını, kurumlara ve biçimlere hapsolmuş bir Hıristiyanlıkla da yabani erdem coşkumuzun
bir kısmını yitirip yitirmediğimizi pekala sorabiliriz. Zira her Stoacı bir Stoacıydı; fakat Hıristiyanlıkta Hıristiyan hani?