Hayat ancak anlatıyla birlikte salt olgusallığının, kendi çıplaklığının üzerine yükselir. Anlatmak, zamanın geçişini anlamlı kılmak, ona bir başlangıç ve son vermek demektir. Anlatı olmadan, hayat tamamen eklemeden ibarettir:
Yaşarken başımızdan hiçbir şey geçmez. Dekorlar değişir, kişiler girer çıkar yalnız. Başlangıçlar da yoktur; günler anlamsız bir biçimde birbirine eklenir durur; sonu gelmez, tekdüze bir ekleniştir bu. Ara sıra şöyle bir hesap yapılır: İşte üç yıldır yolculuk yapıyorum. Bouville'e geleli üç yıl oldu, denir. Başlangıç olmadığı gibi, son da yoktur... Sonra geçit yeniden başlar; saatleri ve günleri birbirine eklemeye koyulursunuz.