Sinem öldüğünde odasında bulduğum oymalı ahşap kutuda tam yetmiş dört tane kurutulmuş sarı kantaron vardı. Birini bağ evindeki ilk tanışmamızda vermiştim, on ikisini daha sonra bir şekilde Kenan'la göndermiştim, diğer altmış biri de terastaki gizli buluşmalarımızın hatırasıydı; her buluşmaya bir çiçek.
Ayrıca aklı da nadasa bırakılmış toprak gibiydi. Kitaplardaki soyut düşünceler açısından bütün hayatı boyunca süren bir nadastı bu, ama artık ekim yapmanın vakti gelmişti.