Düşman Eline Havuç Vererek Seni Övüyorsa Puştluk Kimdedir?
Dost Görünümlü Düşmanın Övgüsünün İçinde ki Puştluk Niyetin Ne Olduğunu Sorguluyoruz Son yıllarda ki ikinci açılım sonrası Irak Libya Suriye de İran ile Filistin soykırımcı yapıyla bağlantılı dış siyaset ve iç siyasette ki kullanışlı kirlenmeyi bazı hatırlatmalar yaparak bu yazıyı her okuyanı kendine bir kez daha getirmeye gayret edeceğim. Birden bire 15 Temmuz sonrası sivil darbenin tek yetki bekçisi bir siyasi parti ırkçı milliyetçi bölücülük siyaseti yapan bir parti olduğunu da ekleyerek bir başka ırkçı milliyetçi bölücülük siyaseti yapan parti ile yan yana gelerek elli bin insanımızın katili bir bebek katili teröristi siyasi muhatap yapmaya kalktığı gün ikinci açılım dış baskı iç destekli çaba ile başlatıldı. Irkçı ve mezhepçi bölücülük siyaseti yapanlar özelleştirme talanı ile de liberal soyguncular ile iş tutarak ülkemizi son çeyrek yüzyılda soyup soğana çevirenler olduğunu unutmayalım. Türk ulusunun sorunu ekonomik soygun ve imtiyazlı koruma anlayışı yüzünden adaletsizlik olup bunun sebebi ise tek yetki sivil darbesidir. 1960'dan bugüne yapılan tüm askeri darbeler ve ekonomik soygunlar da çok çeyrek yüzyılda yapılan vahşi hukuksuz soygunun ön hazırlığı olarak görmek gerekir. Dost görünümlü düşmanlık yapan dünyayı kana bulayan silah düşman ve savaş üreterek doğal kaynak talanı yapan Amerika ve haçlı Avrupa ile İngiltere çetesi Anadolu da istenmeyen haline gelince iç ve dış destekli yayılmacı kötülük yeni kötülük üretme peşine düştüler. Bop projesi eşbaşkanı Irak Libya Suriye politikası ile bu dost görünümlü düşmanın her istediğini siz yeniden Osmanlı olacaksınız havucu ile aldattı ve Suriye'de sayesinde bin yıllık hedefimize ulaştık dediler. 2071 hedefi ile Sultan Alparslan'dan intikam almak ve doğu roma şer imparatorluğunu yeniden Osmanlı adı altında
Hayata Dair
Kuruluş Devri
İran ve Roma'da da imparatorluk aynı fikir birliği meydana getirdi. İran'da Tanrılar pantheon'u erkenden fikir birliğine ulaştı. Patriarkal ve sabit cemaatçi hayatın sembolü Hürmüz ve Ehrimen ikinci dini oldu. Yeni tesirlerle beslenerek daha yayılıcı bir şekil aldığı zaman Maniheizm oldu. Bu yeni inanç bütün Yakın Doğu'da, Türkistan'dan Habeşistan'a kadar pek çok memlekette, hatta Bizans'a rağmen Balkanlarda yayıldı. Roma'da pantheon önce bütün Akdeniz tanrılarını topluyordu. Stoacılıkla hazırlanır Hristiyanlık ve Katolik kilisesi Roma'da manevi birliği tamamladı. Bir zaman Katolik olmak Latinleşmekle aynı görülüyordu.
Sayfa 126 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
II. Murad döneminde genellikle padişah-i 'âlem-penâh (cihan halkının himayesine sığındığı ulu hükümdar, imparator) unvanı yaygınlaştı. Pehlevîcede pâd, ulu, büyük anlamında terimlerin başında gelir (pâd-man, batman gibi). Pâd-şâh unvanıyla eşanlamda şahlar şahı demek olan şehinşâh unvanını Osmanlı hükümdarları nâdiren kullanmışlardır. I. Selim ve I. Süleyman Selîmşâh ve Süleymânşâh adlarını (tugralarında) tercih etmişlerdir. İstanbul fâtihi, Doğu-Roma imparatorlarının vârisi olma iddiasıyla unvanlarına kayser-i Rûm (Roma imparatoru) unvanını ekledi. Aynı zamanda sultânu'l-berreyn ve hakanu'l-bahreyn (iki karanın sultanı ve iki denizin hakanı) unvanıyla Anadolu ve Rumeli, Karadeniz ve Akdeniz'in hükümdarı unvanını benimsedi. Bu unvanı, sultânu'l-berr ve hakânu'l-bahr şeklinde Anadolu Selçuklularında da buluyoruz. Ataları gibi Fâtih'in yeğlediği bir başka unvan da, sultanu'l-guzât ve'l-mucâhidîn (gaziler ve mücahitler sultanı) unvanıdır.
Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Adâlet dairesinin tarifi şudur: Adâletle korunan halk, reâya, adâlet sayesinde daha çok üretir, böylece vergi kaynakları gelişir, hükümdar güçlü olur, güçlü hükümdar kötülükleri önlemede, adâleti yerine getirmede etkin olur. Reâya, üretim yapan sınıflar, köylü, tüccâr, şehir esnafı iyi korunmaya kavuşmuş, hükümdar da bol bir hazine sayesinde güçlü bir idare ve ordu kurmuş olur. İdeal, güçlü devlet, iyi korunmuş reâya sayesinde vardır. Böylece teori, adâlet dairesi biçiminde ifade edilir. Aslında formül eski çağlardan beri Doğu'daki ve Batı'daki monarşik devlet teorisini özetler. Doğu ve Batı monarşilerinde güçlü devlet, adâlet mülkün temelidir formülünde ifadesini bulmuştur. Osmanlı Devleti, üretici sınıfları koruyan mutlak otorite sahibi âdil pâdişah idealini, temel devlet felsefesini, değişmez bir kılavuz olarak uygulamaya çalışıyordu. Osmanlı'da bu ideal devlet idaresi, merkezî mutlak otorite sahibi padişahlar döneminde; Klasik Çağ'da (1453-1566) dikkatli bir uygulama alanı bulmuştur. Mutlak otorite sahibi pâdişah tipi, İslâmî sultan, İranî pâdişah ve kayser-i Rum (Roma imparatoru) unvanlarını benimsemiş olan İstanbul Fâtih'i ile gerçekleşmiştir. XVII. yüzyıl kargaşa döneminde, ıslahat için daima bu görüş gündeme gelecektir.
Sayfa 54 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Kader Saati
Atilla’nın 440 larda ki seferlerinin kronolojisi, özellikle de İngilizlerdeki başlıca kaynaklar olan Thompson ile Muenchen – Helfen’in birbirleriyle çelişmesi yüzleşmesiyle her zaman sorunlu kacaktır. Ancak eldeki biirncil kaynakların bölük pörçük ve tarihlerin muğlak olduğu akıldan hiç çıkmamalıdır. Perslerin Roma egemenliğindeki Ermenistan’ı istila etmesini ve Kartaca’yı Vandallardan kurtarma hedefindeki büyük bir donanmanın Konstantinopolis’ten yelken açmasını fırsat bilen Atilla, 441’de Tuna’yı geçti (PT ad annum (441). Zamanlaması daha iyi olamazdı: 441 yazından 442 ilkbaharına kadar dokuz ay süren seferinde, başka cephelerde bağlanmış olan Doğu ordularının hiçbir direnişiyle karşılaşmadı. Margus (Dubrovica), Viminacium (Kostolac), Singidunum (Belgrad) ve Sirmium (Sremska Mitrovica) şehirleri yerle bir edilerek ahalileri köle yapıldı. Orta Tuna sınırındaki tahkimatta dev bir delik açılmış ve Balkan vilayetleri Hunların merhametine kalmıştı. 443 yılının seferi mevsimindeyse Atilla Balkanları kırıp geçirdi; kurbanlarından biri, büyük Serdica (Sofya) şehriydi. Ardından, Konstantinopolis yakınlarındaki art arda bir dizi muharebede, General Aspar komutasındaki Doğu ordusu acınası derecede kolayca yenilgiye uğradı. Büyük resme hakim olan günümüz tarihçileri aksini ne kadar iddia ederse etsin, p dönemdeki insanların algısında payitahta yönelik Hun tehditi elle tutulur bir gerçeklikti. Birçok kişi eşsiz ve benzersiz zenginlikteki muhteşem Konstantinopolis’ide dumanı tüten boş bir harabeye çevirmeden Hunların atlarını gemlemeyeceğini düşünüyordu.
Sayfa 25 - Kronik Yayınları, Mart 2021 İstanbul, Çeviren : Emir Yener / Nıc Fıelds : Hunlar Hakanı Atilla·Kitabı okuyor
Tarih
Cengiz Han.
"Gökte iki güneş ve bir kında iki kılıç olmadığı gibi bir hanlıkta da iki han olmaz. Gelin, benimle birleşin ve benim sağ elim olun!" diyerek, dokuz parçalı bir ak tuğ diktirdi. Kurultay sonunda, "cihan hükümdarı, göklerin oğlu, güçlü, mükemmel savaşçı ve deniz" anlamlarına gelen "Cengiz" unvanıyla kağan ilan edildi ve bütün bozkır kavimlerinin en büyük hükümdarı olarak, Karakurum'da tahta oturdu. Tırnaklarıyla kaza kaza, yuvarlandığı uçurumdan çıkmayı başarmış, zirveye kurulmuştu. Bundan sonra tüm cihanın adını duyacağı, bir imparatorun çağı başlıyordu artık. Cengiz çağı ... "Nasıl gökte bir tek Tanrı varsa, yeryüzünde de tek bir han olmalıdır:' diyen Cengiz, bundan sonra asıl büyük seferlerine başladı. Önce Doğu Türkistan'ı, 121 1'de Çin'in kuzeyini ve 1215'te de Pekin'i aldı. Daha sonra, İç Asya'nın batı ucunda kalan Harzemşahlara saldırarak Maveraünnehir, Harzem, Horasan, Kandehar ve Meltan'ı harap eden Cengiz Han, devamında Buhara, Semerkant, Belh ve Herat gibi büyük şehirleri de yerle bir ederek topraklarına toprak katmaya devam etti. Hakimiyet alanını, kuzeybatıya doğru genişleterek, Kıpçak Çölü'nü, Kafkasya'yı ve Rusya'nın güney kısmını zapt eden Cengiz, askerlerinin bir kısmını Anadolu'ya göndererek, imparatorluğunun sınırlarını, Çin denizinden Karadeniz'e kadar büyütmeyi başardı. Ele geçirdiği topraklar, insanlık tarihi boyunca, bir insanın fethetmiş olduğu, en geniş topraklar olarak kabul edildi. Öldüğünde, zapt etmiş olduğu topraklar, Büyük İskender'in fethettiği toprakların dört katı, Roma İmparatorluğu'nun zirvede olduğu dönemdeki toprakların iki katıydı.
Sayfa 186 - Yeditepe Yayınevi.