Benim bazı munis, tatlı, nikbin saatlerim vardı. O saatlerde her şeyi hoş görürüm; her şeyden memnun olurum; nefes almaktan, yaşamaktan zevk duyarım; kalbim şefkat, muhabbet, merhamet, müsamaha ile dolar; gönlümden geçenleri söylemekten hiç çekinmem.
Sevdiğimiz biri ölürse, ona yaptığımız bütün haksızlıkların azabı da matemimizin içine dolar; hatta ölümün kederi geçtiği halde bu pişmanlıktan çok devam eder, sanırım.
Bir ârif şöyle demiştir: "Fuad, içinde bin vadi bulunduğu için Fuad diye isimlendirilmiştir."
Ârifin Fuadı söz konusu olduğunda onun vadileri Allah’ın ihsanından ve iyiliğinden kaynaklanan nurlarla dolar.
Bu köyde insanların kaderi daha baştan belliydi. Oğlan on sekizine gelince köyün kızlarından birinin kapısı çalınır, askere gitmeden söz kesilir, nişan takılır, askerden gelince de hemen düğün dernek kurulur, on beş, on altı yaşındaki gelin yeni ailesinin evine taşınırdı. Evin bir odası yeni gelin için hazırlanır, oğlan babası ne iş yapıyorsa o işi üstlenir, baba biraz olsun rahat ederdi. Sabah birlikte erkenden işe gidilir, akşam ezanında da yine birlikte eve gelinirdi. Diğer oğlanlar da askerden geldikçe evlendirilir, eve bir oda daha ilave edilir, hayat kaldığı yerden devam ederdi. Gelinler dokuz ay dolar dolmaz doğurmaya başlar, bunca boğazı bu iş doyurur mu diye düşünen olmazdı. Eğer oğlanlardan biri cevval çıkar da okursa, o artık şehirde çalışır ama ömrü boyunca köyde kalan büyük aileye para göndermeye devam ederdi. Oğulları onların sermayesiydi.