Ama iman öyle değil. İman kaptaki su gibidir. Bazen dolu bazen boştur, bazen bitecek gibidir bazen geriye damlalar kalmıştır, bazen yeniden dolar bazen su kirlenir ve temizlemek gerekir. Bu sebeple iman ya vardır ya yoktur diyemeyiz.
(…)
Salih amel işledikçe kalp o kadar imanla dolar. Salih amel azaldıkça iman kalpten yavaş yavaş akıp kaybolur. İmanı elimizde tutamayız.
Boş bırakılmış topraklar, gübreli ve bereketliyseler, yüz bin çeşit otlarla dolar. Yararlı olabilmeleri için onlara kazma vuruyor, işe yarar tohumlar ekiyoruz. Kadınlar kendi başlarına kalınca biçimsiz birtakım et parçaları çıkarırlar, sağlam ve doğal bir beden yaratabilmeleri için bir tohum almaları gerekiyor. Ruhlar da böyledir; onları bir düşünceyle uğraştırıp dizginlerini tutmazsanız, uçsuz bucaksız bir hayal dünyasında, başıboş, öteye beriye dolaşıp dururlar. Böyle bir aylaklık içinde ruhların kurmadığı hayal, düşmediği kuruntu, yaratmadığı gariplik kalmaz.
İçinde taşıdığı muhtevayı kısmen içine çeken toprak bir kap gibi, ilahi emanetin şuurlu bir taşıyıcısı olmakla bir velinin kişiliği de ilahi vasıflar olan aşk, nur, cömertlik ve merhametle dolar.
Her seferinde Japonya yabancı bir
kültür ve düşüncelerle dolar, ilkten onları taklit eder gibi görünürken
sonra kendisine uyacak şekilde dönüştürüp orijinal bir şey yaratır.