Medeniyetlerin Kurucu Cevheri Olarak Göç ve Modern Dünyanın Sınıfsal Buhranı İnsanlık tarihi, özü itibarıyla mekân ile kurulan bağın, yer değiştirme arzusu ve mecburiyetiyle şekillendiği dinamik bir süreçtir. Makro-tarihsel perspektiften bakıldığında, medeniyetlerin doğuşu, gelişimi ve dönüşümü her zaman kitlesel nüfus hareketlerinin bir neticesi olmuştur. Bugünün Avrupa kıtasının etnik, kültürel ve siyasi haritasını çizen Kavimler Göçü, bu döngünün en somut örneklerinden biridir. Benzer şekilde, bin dörtyüz doksan iki yılında başlayan Coğrafi Keşifler; açlık, salgın hastalıklar ve kıtlık kıskacında kırılan Avrupa’yı yeni kıtaların kaynaklarıyla besleyerek tarih sahnesinde merkezî bir güce dönüştürmüştür. Antik çağın mitolojik ve siyasi hafızasında da durum farklı değildir; Truva’nın yıkılışının ardından Akdeniz’i aşarak İtalya kıyılarına ulaşan sığınmacıların yerel halkla bütünleşmesi, tarihin gördüğü en organize devlet yapısı olan Roma İmparatorluğu’nun temellerini atmıştır. Bu doğrultuda göç, medeniyetlerin taze kanı, felsefi ve bilimsel inovasyonun yegâne motorudur. İstanbul’un fethiyle birlikte Batı’ya geçen Bizanslı bilginlerin İtalya saraylarında ağırlanarak Rönesans’ı tetiklemesi yahut yirminci yüzyılda Ortadoğu ve Avrupa’dan Amerika’ya göç eden Yahudi bilim insanlarının modern bilimi inşa etmesi, göçün dönüştürücü gücünün tescilidir. Günümüzde de teknoloji merkezlerinden küresel araştırma laboratuvarlarına kadar uzanan entelektüel üretim, bu kadîm geleneğin devamıdır. Sınırları aşan bu nitelikli insan sirkülasyonu, tarih boyunca sadece devletler düzeyinde değil, evrensel nitelikteki sivil kurumsallaşmaların da temelini oluşturmuştur. Bunun en belirgin tarihsel örneği, kökenleri orta çağın seyyah taş ustalarına dayanan masonluk teşkilatıdır. Operatif dönemde
Tarih
İnsanlık Tarihinin Kadîm Motoru Olarak Göç ve Modern Dünyanın Ontolojik Buhranı ​İnsanlık tarihi, özü itibarıyla mekân ile kurulan bağın, yer değiştirme arzusu ve mecburiyetiyle şekillendiği dinamik bir süreçtir. Makro-tarihsel perspektiften bakıldığında, medeniyetlerin doğuşu, gelişimi ve dönüşümü her zaman kitlesel nüfus hareketlerinin bir neticesi olmuştur. Bugünün Avrupa kıtasının etnik, kültürel ve siyasi haritasını çizen Kavimler Göçü, bu döngünün en somut örneklerinden biridir. Benzer şekilde, bin dörtyüz doksan iki yılında başlayan Coğrafi Keşifler, açlık, salgın hastalıklar ve kıtlık kıskacında kırılan Avrupa’yı yeni kıtaların kaynaklarıyla besleyerek tarih sahnesinde merkezî bir güce dönüştürmüştür. Antik çağın mitolojik ve siyasi hafızasında da durum farklı değildir; Truva’nın yıkılışının ardından Akdeniz’i aşarak Latium kıyılarına ulaşan sığınmacıların yerel halkla bütünleşmesi, tarihin gördüğü en organize devlet yapısı olan Roma İmparatorluğu’nun temellerini atmıştır. Bu doğrultuda göç, medeniyetlerin taze kanı, felsefi ve bilimsel inovasyonun yegâne motorudur. İstanbul’un fethiyle birlikte Batı’ya geçen Bizanslı bilginlerin İtalya saraylarında ağırlanarak Rönesans’ı tetiklemesi yahut yirminci yüzyılda Ortadoğu ve Avrupa’dan Amerika’ya göç eden Yahudi bilim insanlarının modern bilimi inşa etmesi, göçün dönüştürücü gücünün tescilidir. Günümüzde de Silikon Vadisi’nden küresel araştırma laboratuvarlarına kadar uzanan entelektüel üretim, bu kadîm geleneğin devamıdır. ​Ancak geçmişteki bu kurucu dinamiklere rağmen, modern Batı dünyasının göçü varoluşsal bir tehdit ve kriz olarak kodlamasının arkasında, kitlelere sunulan popülist güvenlik söylemlerinin çok ötesinde derin felsefi, sosyolojik ve ekonomi-politik nedenler yatmaktadır. Bu buhranın ilk katmanı,
Sosyoloji
Reklam
Ben özledim galiba seni Bu yüzden bu kadar sitemlerim Sen üzülme acıdan bu sözlerim Karşımda görsem dolar gözlerim
Müzik
Yorgunum – Lila İlk defa değil bu; ruhumun bedenimden ağır oluşu. Çabasız hayaller içindeyim. Penceremden yalanlar girer odama, geceleri karanlık içime dolar. Bir yalnızlık çökmüş üstüme ki, sorma... Öyle bir hasrettir, beni boğar. Yüzüm benziyor kırk yıllık adama. Ölümüm doğduğum güne daha yakın. İçime bir korku doğar. Yüzün benziyor büyüdüğüm odama, yüzün cennetten daha yakın.
Sonsuz Aşka Bismillah ❤️ Unutmak, insanın en eski kusurudur. Hatırlamak için yaratılmış kalbine dünya dolar da, o kalbi var eden kudret silinir gider zihninden. Konuşuruz, planlar yaparız, “yarın şöyle olacak” deriz. Sanki yarının ipleri bizim avucumuzdaymış gibi. Sanki nefesimizi içeri çeken, onu geri veren bizmişiz gibi. Oysa her an dilediğini yapan var. Bir yaprağın dalından kopuşu tesadüf değil. Senin gecenin bir vakti uykundan uyanışın, aklına düşen o eski hatıra, yolda karşına çıkan yabancı… Hepsi bir iradenin ince işçiliği. Biz sayfayı çevirdiğimizi sanırız, ama kitabı yazan O Ebedî Sevgili. Biz kalemi tuttuğumuzu zannederiz, ama mürekkebi damlatan O Ebedî Güzel. İnsanın Gafleti İnsan, kudreti görünmeyince yok sanır. Rüzgârı görmez ama serinliğini inkâr edemez. Allah’ı da böyle unutur: Eserini görür, Müessir’i unutur. Bir kapı kapanır, öfkeleniriz. Bir kapı açılır, seviniriz. Kapıları koyan Zat’ı, mucizeyi hatırlamayız. Dilediğini yapar; bazen verir imtihan eder, bazen alır imtihan eder. Biz ise “neden” diye sızlanırız, sanki hesap sormaya hakkımız varmış gibi. Bak etrafına. Bir çocuk doğuyor, bir ihtiyar ölüyor. Bir devlet kuruluyor, başka bir devlet yıkılıyor. Bir gönül kırılıyor, başka bir gönül aşkla yapılıyor. Bütün bu oluş ve bozuluş, “Ol” deyince olduranın iradesinden başka nedir? Zaman dediğin, O’nun “an”larının ipliğe dizilmiş hâli. Mekân dediğin, O’nun “Kün” emrinin gölgesi. Sen ise bu gölgede yürüyüp kendini gölgenin sahibi sanacak kadar cahilsin. Hatırlamak Hatırlamak, secdeye varmaktır. Sadece alnı yere koymak değil; kibri, eneyi, “ben yaptım” vehmini yere koymak. Her sabah uyandığında, aslında yeniden yaratılıyorsun. Dün gece ruhunu alıp, sabah geri veren var. Kalbin atıyorsa, O “at” dediği için atıyor. Nefes alıyorsan, O “al” dediği için
Edebiyat
Yorgunum-Lila İlk defa değil bu ruhumun bedenimden agir olusu Çabasız hayaller içindeyim Penceremden yalanlar girer odama Geceleri karanlık içime dolar Bir yalnızlık çökmüş üstüme ki Sorma... Öyle bir hasrettir, beni boğar Yüzüm benziyor kırk yıllık adama Ölümüm doğduğum güne daha yakın İçime bir korku doğar Yüzün benziyor büyüdüğüm odama Yüzün cennetten daha yakın
Reklam
Reklam