Puan vermedi·320 syf.··
2026 78. kitabı
Modern randevu dünyasının bataklığında, flört uygulamalarında hayal kırıklığı üstüne hayal kırıklığı yaşayan 34 yaşındaki Sydney, tam da bu yüzden kendini bir tehlikenin içinde bulmuşken mucizevi bir şekilde Tom Brewer ile tanışır. Tom; zeki, aşırı yakışıklı, ilgili ve üstelik başarılı bir doktordur. Kısacası, her kadının hayalini süsleyen o kusursuz erkektir. Ancak Sydney bu rüyanın tadını çıkarmaya çalışırken, vahşi bir seri katil cinayetler işlemeye başlar. Sydney, ilişkisi derinleştikçe Tom'un mükemmel maskesinin altındaki bazı tuhaflıkları fark eder. Hayatımın aşkı dediği adam, aslında polisi peşinde koşturan o katil olabilir mi? Freida'nın kitaplarını okurken mantığımı daha girişte vestiyere bırakıyorum. Sonra da mis gibi akıp gidiyor. Bu kitapta da aynı sistemi uyguladım, rahat ettim. Sonra da kendini tamamen "Katil kim?" sorusuna teslim ettin mi... Oh, tadından yenmez! İşin ilginç tarafı, bu formül her seferinde çalışıyor. Kurgunun geçmiş ve günümüz arasında ilerlemesi kitabın en güzel yanıydı. Geçmişte anlatılan bölümler sadece gizemi beslemekle kalmamış, aynı zamanda okları çevirebileceğimiz nur topu gibi bir şüpheli de yaratmış. Hal böyle olunca insan daha en başından katili bulduğunu düşünüyor. Gerçek öyle mi, değil mi... Orasını size bırakayım. Bu yüzden ben de zaman zaman burun kıvırarak okudum. Gelelim Sydney'ye... Kendisiyle zaman zaman ufak çaplı bir sinir savaşı yaşadım. Resmen belayı mıknatıs gibi çekiyordu. Sydney'yi okurken bir noktadan sonra katili bulmaya çalışmayı bıraktım. Müge Anlı'ya çıkıp "Tülay geri dööön!" diyen biri vardı ya... İşte ben de Sydney'ye sürekli, "Kızım ne olur eve dön." derken tam olarak onun gibi hissettim. Freida'nın kalemi bana hep edebiyat dünyasının fast-food'u gibi geliyor. Michelin yıldızlı bir menü sunmuyor
Erkek ArkadaşFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20251,643 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 482. kitabı
Gülseren Budayıcıoğlu’nun Hayata Dön eseri, gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkarak travmaların insan ruhu üzerindeki derin etkilerini ve iyileşme sürecini konu alan sarsıcı bir romandır. Kitap, çocukluktan gelen ağır travmalarla şekillenmiş bir karakterin, psikiyatrik bir süreçle kendini ve geçmişini yeniden yapılandırma çabasını anlatır. İnsanın kendi karanlığıyla yüzleşmesini ve hayata tutunma azmini işleyen eser, okuru psikolojik bir yolculuğa çıkararak empati ve dönüşüm üzerine düşündürür.
Hayata DönGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 202014bin okunma
Reklam
Puan vermedi·122 syf.··
2026 405. kitabı
Dört Anlaşma, Don Miguel Ruiz’in Toltek bilgeliğine dayanarak kaleme aldığı, modern insanın pratik hayatta uygulayabileceği çok güçlü bir özgürleşme ve farkındalık rehberidir. Yazar, çocukluktan itibaren toplum, aile ve kültür tarafından zihnimize kazınan ve bizi mutsuzluğa mahkum eden tüm o yazılı olmayan kuralları "toplumsal evcilleştirme" olarak tanımlar ve bunlardan kurtulmanın yolunu sunar. Toltek şamanik geleneğinden süzülüp gelen ve hayatı kökten değiştirebilecek o dört temel anlaşma şunlardır: * Sözlerinizi Özenle Seçin: Söz, insanın en güçlü yaratıcı gücüdür. Sözlerinizle hem bir büyü yapabilir hem de bir laneti bozabilirsiniz. Kendinize ve başkalarına karşı dürüst, sevgi dolu ve yıkıcı olmayan bir dil kullanmak, özgürleşmenin ilk adımıdır. * Hiçbir Şeyi Kişisel Almayın: Başkalarının yaptığı ya da söylediği hiçbir şey sizinle ilgili değildir; tamamen kendi algıları, yaraları ve rüyalarıyla ilgilidir. Bu anlaşmayı rehber edindiğinizde, başkalarının öfkesi, eleştirisi veya zehri size asla dokunamaz. * Varsayımda Bulunmayın: İnsan zihni, bilmediği şeylerin yerini senaryolar ve varsayımlarla doldurmaya meyillidir ve bu durum genellikle büyük dramlara, hayal kırıklıklarına yol açar. Varsaymak yerine soru sormak ve net iletişim kurmak, ilişkileri kurtarır. * Her Zaman Elinizden Gelenin En İyisini Yapın: "En iyisi" durumdan duruma, sağlıktan hastalığa göre değişir. Önemli olan, o anki şartlar altında kendinizi tüketmeden, suçluluk veya pişmanlık duymayacağınız bir çaba ortaya koymaktır. Don Miguel Ruiz’in sade, akıcı ve doğrudan ruha hitap eden dili, bu kadim felsefeyi herkes için anlaşılır kılar. Dört Anlaşma, zihinsel hapishanelerimizden çıkıp içsel huzuru, özgürlüğü ve saf sevgiyi bulmamız için başucumuzda durması gereken sarsıcı bir
Dört AnlaşmaDon Miguel Ruiz · Ötesi Yayıncılık · 202316,3bin okunma
UYANIŞ MI VAZGEÇİŞ Mİ?
10/10
·292 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Bu kitapla ilgili inanılmaz çıkarımlar varsayımlar sebep sonuçlar yazmak mümkün.. 1600'lü yıllarda yazıldığını düşünürsek hayran olmamak gerçekten elde değil. Don Kişot tanıdığım en şapşal, tatlı ve komik, kendi iç dünyasında bir adalet anlayışı olan illüzyonlardan var edilmiş bir karakter olmasına rağmen nasıl bu kadar gerçek hissettirebilir kendini bana bilmiyorum.. Retorik anlamda gelişmiş konuşma ve ikna becerisine sahip biri. Onun kitaplara ve okumaya düşkün olduğunu biliyoruz ve aslında bu kahramanlığa özenmesi gayet doğal değil mi?(haha bi an onun avukatı gibi hissettim) Uzun zaman sonra bir karakterin beni bu denli etkilemesi öyle ruhuma dokundu ki son sayfaları okumaya yüreğim zor el verdi.. Evet, hepimiz aslında kendi hayatlarımızın kahramanı değil miyiz.. onun da tam olarak yapmaya çalıştığı buydu. Birisi olmak, bir şeyler başarmak, en çok da kendine kanıtlamak istemesi her ne kadar aşık olduğu kadın için yaptığını söylese de bütün bunları kendini kanıtlama çabası mevcut. Süreklilik onu ayakta tutan şey, bir şeylerle mücadele ettiğine inanmak ve yenmek onu hayatta tutuyor. Peki kendini bulabildi mi Don Kişot bunu soruyorum kendime? Kendi yolumda ben de kendimi ararken, aslında bazen gerçeklere ben de nasıl göz yumdum diye sordum kendime. Zira gerçekler ağırdır kabullenmesi tıpkı köyüne dönmenin ona aslında bir hiç gibi hissettirmesi gibi. Bütün bu zaman boyunca kendini mi kandırdı yani? Gayesi hiç görmediği bir kadına olan kavuşma arzusu diye kendine inandırdığı.. Her şeye rağmen Don Kişot bize cesur olmayı ve korkmamayı öğretiyor aslında gerçek yenilmez bir savaşçı olmamasına rağmen öyle olduğuna inanması garip bir şekilde manipülatif etkiler yaratıp işe yarayabiliyor. Bir şeye ne kadar inanır öyleymiş gibi yaparsan ona dönüşmen gibi. Biraz da bu açıdan
Don KişotMiguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202127,5bin okunma
9/10
·464 syf.··
2026 108. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 15:06
Serinin ikinci kitabı ve mest olmuş halde devam ediyorum yazarın dil akış betimleme ana çiftlerin tutkusu hepsi on numara . Tüm seriyi okuyup bitiricem en son böyle bir durumu Victoria Quinn'in Boss serisinde dokuz kitap arka arkaya okuyarak yapmıştım . Giovanni Conti abisi 11 sene hapisteyken Don'luk yapıp tüm aileyi teşkilatı son derece güçlü şekilde ayakta tutmuş muhteşem bir adam .Luca hapisten çıkınca Don oluyor ilk kitapta haliyle ve Giovanni Under Boss konumuna dönüyor . Bianca Marcelli Floransa'da yaşıyor kız müthiş yetenekli dereceli bir Şef büyükannesi Sabina ölünce veda etmek için ailesinin yanına dönüyor . Büyükannesi Sabina Conti'lerin bölgesinde çok sevilen bir restoran işletiyor ve onu torununa bırakmış bonus olarak Conti ailesinden alınan bir borç var . Kitapların daha çiftlerin ilk karşılaşma veya birbirlerini hissetme anlarına bile bayıldım . Duygular hisler çok derin anlatım incelikli bu kitapta yazarın yemek anlatımları falan beni bitirdi resmen . Giovanni Bianca'yı ilk gördüğü gibi onun yurt dışına geri dönmemesini sağlamanın bir yolunu bulması gerektiğini anlıyor adamın borçla falan ilgisi yok temelde . Ona üç ay boyunca özel aile şefi olması için teklifte bulunuyor böylece restoranın borcu derhal bitecek . Bianca bunu kabul ediyor hatta ilk deneme sunumu Luca'nın ona ihanete den kızı ve ailenin tekrar buluşma yemeği oluyor . tabi hatun muhteşem başarılı oluyor sonrasında İtalya 'ya dönüp işlerini yaşadığı yeri kapatması lazım . Gio onla beraber gidiyor ve orada ilişki aktif olarak başlıyor zaten aralarında olan çekim müthiş . Sonunda Conti ailesinin babalarından itibaren düşmanlık yaşadıkları diğer ailenin yarattığı sorunlar yüzünden aksiyon oluyor çözülüyor . Bu kitabında kırılan bir puanının sebebi aşırı abartılı yemek betimlemeleri
GiovanniClaire Kirby · ‎ Independently published · 01 okunma
Mazide kalan okumalardan.
10/10
·214 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
PEYNİR VE KURTLAR CARLO GINZBURG Carlo Ginzburg ’un Peynir ve Kurtlar eseri, 16. yüzyıl İtalya’sında yaşayan sıradan bir insanın, bir değirmencinin zihninden dönemin büyük çatışmalarını anlatan önemli bir mikro tarih çalışmasıdır. Adı Domenico Scandella’ydı. Lakin Menocchio olarak tanınırdı. 1532 yılında doğmuştur. Evlidir ve on bir çocuğu olmuştur, dördü vefat etmiştir. Değirmenci, marangoz, bıçkı ustası, duvarcı olarak çalışıyordu. Yoksul değildi lakin zengin de değildi. Onu farklı yapan şey ise dünyaya bakışıdır. Menocchio okuduğu kitaplardan ve kendi düşüncelerinden yola çıkarak Tanrı, yaratılış, insan ve din hakkında kendine özgü fikirler geliştirmiştir. Ona göre evrenin başlangıcı, peynirin içinde oluşan kurtçuklara benzer bir süreçle meydana gelmiştir. Bu nedenle esere adını veren “peynir ve kurtlar” benzetmesi, Menocchio’nun sıra dışı anlayışının sembolüdür. Menocchio’nun düşünceleri dönemin Kilise anlayışıyla büyük bir çatışma içindedir. İnançlarını gizlemek yerine cesurca dile getirir. Tanrı’nın tüm insanlara ruh verdiğini, insanların değerinin mezhep ya da sınıfla belirlenemeyeceğini savunur. Elbette olanlar olur eylül 1583’te Menocchio, Engizisyon’a ihbar edilir. Çocukları muhbirin papaz Don Odorico Vorai olduğundan şüphelenmiştir. (Yanılmıyorlardı.) Sapkınca ve kafirce şeyler söylemekle suçlanır. Bir asır sonra olsa dini hezeyana kapıldığı varsayılarak akıl hastanesini kapatılırdı. Lakin karşı reform tüm hızıyla sürerken maksat bu tarz insanları yargılamak ve susturmaktı. İtalya’nın dağ köyünden olan bu değirmenci koskoca Engizisyon’a meydan okur.İncil’i, Kilise’nin yorumundan farklı şekilde anlaması ve yorumlaması ayrıca Tanrı’nın tüm insanlara ruh verdiğini, insanların değerinin mezhep ya da sınıfla belirlenemeyeceğini savunması ve aleni bir şekilde söylemesi din
Tarih
Peynir ve KurtlarCarlo Ginzburg · Metis Yayınları · 2021888 okunma
Reklam
Reklam