Sonsuza dek yaşamak, hiç yaşlanmamak... Ödül mü, yoksa ceza mı?
Puan vermedi·304 syf.··
2026 3. kitabı
Zaman, kader ve insan bilinci üzerine düşündüren etkileyici bir romanıdır. Ken Grimwood bu kez yalnızca geçmişe dönme fikrini değil, zamanın farklı katmanlarının birbirine dokunduğu gizemli ve metafizik bir anlatı kurmuş. Roman, tarih ile geleceği, bireysel seçimlerle kaçınılmaz kaderi iç içe geçirerek zamanın doğrusal mı yoksa döngüsel mi olduğu sorusunu yöneltiyor. Grimwood "Sil Baştan"da olduğu gibi bu eserinde de akıcı anlatımı ve merak duygusunu sürekli canlı tutuyor. Özellikle zamanın doğasına, alternatif olasılıklara ve insanın yaşam içindeki yerini sorgulayan romanlardan hoşlanan okurlar için bence dikkat çekici bir okuma deneyimi vaat ediyor.
Zaman ÇarkıKen Grimwood · Koridor Yayıncılık · 20121,732 okunma
HAYATINI BAŞTAN YAŞAMA ŞANSIN OLSAYDI TERCİHLERİN NASIL OLURDU?
10/10
·370 syf.··
2026 2. kitabı
Hayatını yeniden ve yeniden yaşamak zorunda kalan Jeff Winston'ın hikayesi... Ken Grimwood'un Sil Baştan adlı romanı, zaman yolculuğu temasını yalnızca bilim kurgu unsuru olarak kullanmakla kalmayıp, insan hayatının anlamını, pişmanlıkları ve ikinci şansları sorgulayan derinlikli bir eser olarak öne çıkıyor. Roman, okura "Geçmişe dönme şansın olsaydı neyi değiştirirdin?" sorusunu düşündürürken, zamanın döngüsel yapısı içinde mutluluğun, başarının ve aşkın gerçek değerini de sorgulatıyor. Akıcı anlatımı, güçlü karakter gelişimi ve felsefi alt metniyle Sil Baştan, yalnızca bir zaman yolculuğu romanı değil bence. İnsanın kendisiyle, seçimleriyle ve kaderiyle yüzleşmesini anlatan unutulmaz bir yaşam hikayesi sunuyor. Benim için en kıymetli eserlerden biridir. Sanırım Ken Grimwood'un yeri bende ayrı. Zaman Çarkı eserini de çok beğenmiştim.
Sil BaştanKen Grimwood · Koridor Yayıncılık · 20108,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·303 syf.··
Beğendi
·
2026 60. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 20:30
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Albert Camus “Veba” oldu. Yazardan bugüne kadar okuduğum en akıcı ve özümsemesi en rahat romandı. Cezayir'in Oran kasabasında bir hastalık salgını baş gösterir. Fare leşleri kasabanın sokaklarında rastlanır. Bir zaman sonra leşlerin çoğalmasıyla insanların korkusu ve huzursuzluğu artmaya başlar. Ve anlaşılır ki kasaba halkı bir veba salgınıyla karşı karşıyadır. Şehrin karantinaya alınmasıyla insanlar, bir yandan salgınla boğuşma bir yandan sevdiklerini görememe hatta cenazelerine bile katılamama, ölüm korkusu sarar. Camus, romanda “umutsuzluğa kapılma”yı değil, ölümün her an gelebileceğine birlik ve beraberlikle umudu yeşerterek yaşamdan vazgeçmemeye dikkat çeker. Geçmiş çağlarda bu salgınlar yaşandı elbet ama yakın tarihimizde evet koronavirüs salgını bizlerinde ne yazık ki tecrübe ettiği, karantina altına girdiğimiz zamanları hatırlattı bana. Okurken o sıkışmışlığı hissetmek, hem psikolojik hem ekonomik buhranları, endişe dolu anları tekrar anımsamak acıttı. #kitapalıntıları &Bir savaş patladığında insanlar, “uzun sürmez bu, çok aptalca!” derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. &Felaket insana yakışmaz, onun için felaket gerçekdışıdır, geçip gidecek kötü bir rüyadır, denir. Ancak her zaman da geçip gitmez... &Kendilerini özgür sanıyorlardı, oysa felaketler oldukça kimse asla özgür olmayacak. &Evet sürekli olarak içimizde taşıdığımız o boşluk, o belirgin heyecan, mantıksızca geriye dönme ya da zamanın akışını hızlandırma isteği, belleğin o yanan okları; işte buydu sürgün duygusu. &Dünyadaki kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir.
Edebiyat & Roman
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,6bin okunma
İnsanlığın masumiyetini kaybettiği yer
10/10
·644 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 20:01
İlk cümleyi kurmak bile zor; belki de bembeyaz bir sayfayı katletmenin ilk adımı bu. Neyse, deneyeceğim. İnsanlık tarihinin, hangi din olursa olsun, en çok bilinen ilk hikâyesi Adem ile Havva ve o malum elma meselesidir. Hemen ardından ise Habil ile Kabil gelir. Bilinen en eski, en kadim hikâye; insanlığa dair en kıymetli ders, en sarsıcı kıssa... Anladığım kadarıyla John Steinbeck'in kendi aile hayatından da izler taşıyan bu eser, tam da bu Kabil ve Habil öyküsünü karakterler ve nesiller üzerinden muazzam bir şekilde yeniden yorumluyor. "Kötülük doğuştan mı gelir? Kalıtımsal bir geçiş var mıdır, yoksa sonradan mı kötü oluruz?" Bu ağır soruları okurken her satırda tepenizde hissediyorsunuz. Hakkında yazacak, söyleyecek o kadar çok şey var ki... Başlamadan önce o sayfa sayısı beni yorar diye korkmuştum ama inanılmaz güzel aktı. Kapağını her kapattığımda, bir an önce kitabın evrenine geri dönme isteği uyandırdı içimde. Bir kitaba 10/10 vermek pek âdetim değildir ama okurken defalarca kez "Keşke böyle bir şeyi ben yazmış olsaydım" dedim içimden... Kendimi bununla avuturken, sözlerimi kitabın isminin taşıdığı o derin anlamla bitirmek isterim: "Cennetin Doğusu" sadece coğrafi bir yer değil; insanın cennetten kovulduktan sonraki varoluş hâlinin ta kendisi. Kusurlu, acı çeken ama tüm bunlara rağmen seçim yapma özgürlüğüne sahip insanın metaforu. Aslında bu kitabı çok daha detaylı ve derinlemesine incelemek gerek. Ama uzun lafın kısası; buraya kadar okuduysan arkadaşım, git ve bu kitabı oku. Hadi, kapat burayı da okumaya başla ya da en azından hemen sipariş ver. :)
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202411,5bin okunma
Puan vermedi·368 syf.··
2026 45. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
Kitabı okurken ben ne okuyorum böyle dedim. Çünkü ben psikolojik gerilim okumayan/okuyamayan bir okurum. Bu kitapta okuma zevkim mi değişiyor acaba dedim. İki günde bitirdim. Uyku ve evdekileri olmasa başladığım gün bitecek bir kitaptı. Kitap bana Gece Yarısı Kütüphanesi kitabını anımsattı. Onda kütüphanede kitaplar, bunda koridorda kapılar vardı. İkisinin ortak noktası kuantum teorisi ve çoklu evren. Kitabın daha ilk sayfasında altını çizdiğim şu iki cümle var: "Her şeyin değişeceğini, elinizden alınacağını kimse söylemiyor size. Yaklaşırken itiraz etmiyorlar, uçurumun kenarında durduğunuzu bilmiyorsunuz." İşte bence kitabın bel kemiği bu iki cümle. Jason'ın herkesin olduğu gibi çoklu evrende birçok hayatı var. Tercihi kariyerini bırakıp aile olmak. Ama sonra bir insana en büyük kötülüğü yine kendisinin yaptığını görüyoruz. Ardından kaybetmeden önce ne kadar değerli olduğunu bilmediği o hayata dönme çabalarını okuyoruz. Ama böyle benim cümlem gibi kupkuru bir yavanlıkla değil. Olayların içine okuyucu da giriyor. Bazen tüpe girmek için kaçıyoruz, bazen koridorda koşuyoruz, bazen o iğne okuyucunun damarına batıyor, bazen soğuktan donuyoruz, bazen de açlıktan ölmekten korkuyoruz. Okurken bir ara kurşun denk gelmesin diye refleksle kafamı eğdim. Tövbe dedim güldüm sonra kendime. Ben Gece Yarısı Kütüphanesi'ni okuduktan sonra paralel evrendeki diğer hayatlarımı düşünmüştüm. Jason'ın çoklu evrendeki hayatlarını, istediği hayata geri dönüp dönemeyeceğini merak edenler ve bir aile olmanın önemini en derinden hissetmek isteyenler mutlaka okumalı diyorum. Bir de ben bu çoklu evren işinin gerçekten var olduğuna inanıyorum sanki. Siz ne düşünüyorsunuz? Ailem yanımda olduğu sürece her şeye hazırım. Herhalde insan neye sahip değilse onu istiyor. Her an, her nefes
Karanlık MaddeBlake Crouch · Doğan Kitap · 2018440 okunma
İnsanın ruhunda iz bırakan bir kitap
10/10
·576 syf.··
2026 1. kitabı
Dolunayın Kırık Aynasını biz Cariyenin İkinci Hayatı adıyla okuduk iyi ki de okuduk. O zamanlar wattpadde son yarışmada birinci seçilen beş kitaptan biriydi ve o zamanda bu kitabın hakkının verilmediğini milyonluk kitaplardan, artık sıradan gelen hepsi aynıymış hissi veren o kitaplardan farklı olduğunu düşünüyordum hala da öyle düşünüyorum. Baktım yorumları doğru düzgün yok hesap açıp sırf kitap biraz daha görünsün, farklı kitaplarında sesi olsun hep mafya, zoraki evlilik gibi kitaplar dışında da kitaplar görelim. Bunun içinde yazarı desteklemek gerekir. Gelelim kitap incelemesine oldukça uzun bir inceleme yazacağım. Tarihi kurgu ile fantastik unsurları bir araya getiren Dolunayın Kırık Aynası, okuyucusunu yalnızca farklı bir döneme değil, aynı zamanda kaderin yeniden yazılabileceği bir dünyanın içine sürüklüyor. Bazı yaralar zamanla iyileşir, bazıları ise insanın ruhuna kazınır. Dolunayın Kırık Aynası, tam da bu noktadan hareket eden; ihanet, aşk, güç ve intikam temalarını merkezine alan sürükleyici bir tarihi kurgu romanı. Romanın merkezinde, saraya cariye olarak giren genç bir kadın bulunuyor. Hayatı boyunca sevdiği adama güvenen, onun için fedakârlıklar yapan ve geleceğini onunla hayal eden bu kadın, en büyük darbeyi yine sevdiği kişiden alır. Güvendiği adamın ihaneti sonucunda hayatını kaybetmesi, hikâyenin yalnızca başlangıcıdır. Çünkü ölüm onun sonu değil, ikinci hayatının başlangıcı olur. Kahramanımız gözlerini yeniden açtığında geçmişe dönme fırsatı elde eder. Bu kez kaderin kurbanı olmak yerine onu değiştirmeye kararlıdır. Önceki yaşamında yaptığı hataları bilen, insanların gerçek yüzlerini tanıyan ve gelecekte yaşanacak olaylardan haberdar olan genç kadın, sarayın tehlikeli koridorlarında çok daha güçlü bir şekilde yürümeye başlar. Ancak intikam almak
1000Kitap
Dolunayın Kırık AynasıTuğçe Sarıgül · Dokuz Yayınları · 202615 okunma