Uyumsuz,özgün ve yalniz karakterlerle, komik sosyal hicivler kaleme almış Saunders. Yazarın farklı bir edebî dili ve kuvvetli hayal gücü sonuna kadar hissediliyor her öyküde. Dilinin yalinligina ragmen bana göre okunması çok kolay değil,öykü seven biri olarak hiçbirinin içine giremedim malesef.
Amerikan kültürünü sevmeyen biri olarak o kültürü öykülerinde fazlasıyla işlemiş olması beni çekmemiş olabilir bilemiyorum. Farklı birşeyler okumak isteyenlerin begenebilecegini düşünüyorum.
Başarılı bir üniversite öğrencisi olan Esther,yazar olabilmek için New York un yollarını tutar. Buradaki rekabet dolu, samimiyetsiz yaşam onu kendi sırça fanusuna hapseder. Toplumun kadınlara dayatmis olduğu annelik,erkek hegemonyası gibi kavramlara son derece uzak olan Esther,günden güne daha zor bir çıkmaza sürüklenir.
Intihar etmeden 1 ay önce yayınlanan,ilk ve tek romanı Sylvia'nın... Kendi hayatından bolca izler taşıdığı için de otobiyografik değeri taşıyor eser. Yalniz tek bir farkla;Esther o sırça fanus kırmayı başarmis, Sylvia ise malesef başaramamış...
Büyük şehirlerde yaşayan insanların hem kendine hem topluma nasıl yabancilastigi çok güzel anlatılmış. Gençlik romanı gibi başlayıp sizi bambaşka yerlere taşıyor. Dili son derece akıcı ve anlaşılır,sadece mutsuz bir döneminizde okumanızı tavsiye etmiyorum.
Tüm öykülerin ortak bir noktası var bu kitapta. Hırs, kibir,bencillikten uzak olmanın,merhametli ve iyiliksever olmanın olağanüstü güzelliği...ve tabi ki güzel ahlakın getirdiği Tanrı sevgisi...
Kitaba ismini veren o meşhur soruya,
"Öğrendim ki insan kendi hayatından endişe ettiği için değil, içinde sevgi olduğu için yaşar."diye cevabını veriyor Tolstoy dedemiz. Bana göre ise insan umutla yaşar,umut ve hayal edecek birşeyi yoksa hayatın hiçbir amacı olmaz.
Kalbinizi ısıtacak bu sıcacık öyküleri mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Son derece akıcı ve sade bir dille anlatıldığı için herkesin rahatlıkla sıkılmadan okuyabilecegini düşünüyorum.