Yusuf Hayaloğlu
Dün gece düşümde can dostu gördüm Ulu bir çınardan dal verdi bana Uzandım yüzüne yüzümü sürdüm Ben zehir istedim bal verdi bana Dağ yanarsa yağmur çiser mi dedim Ten yanarsa rüzgar eser mi dedim Can yağarsa canan küser mi dedim Çağırdı yanına el verdi bana Can dostum dostum kül verdi bana Ben aşkı sırtıma vurdum da geldim Hasretin acısını çöl verdi bana Can dostu görünce eridim bittim Yüreğime ateş kül verdi bana Can dostum dostum kül verdi bana Aşk olmazsa kalem yazar mı dedim Dost olmazsa gönül tozar mı dedim Hayaloğlu sana kızar mı dedim Yanağımdan öptü gül verdi bana Can dostum dostum gül verdi bana
Uzun bir süre yalnızlık yoldaşımdı...hakiki bir dost misali 💐 İnsan yalnızlığı ister ,sever.Yalnızlığı sevmek hayatında bir şeylerin oturduğunu gösteren en büyük emarelerden ..
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dua
Ya Vehhab! Mahluka mevhibeler saçan! Bize ver eş, dost, emval ve sağlıklı can! Metehan Höbek
Gölgenin Peşinde XIII
Herkesin hatırlamayı unuttuğu eski bir dost gibi gelmişti bu haber. Haftalar önce Hacı gavurun yarına kalmaz sandığımın ölümünü işte tam böyle unutmuş, belkide zihnimde çoktan gömmüştüm. Nihayet Hacı gavurun cenazesi de zihnimin istasyonuna o eski katar gibi yanaşmıştı. "Cenazeye gideceğiz. Hakkı, Bursa'ya sınava gidecek, sen gel" dedi Peder. Mehmet'in de dedesi öldü, onun da cenazesi var" demek istedim. Fakat, "Ölmüş olsa muhakkak ne hissettiğini söylemek için arar" diye düşündüm. Muhakkak hâlâ son nefesini saklıyordu. Bir zaman bana "Anneannenin ve dayının cenazesini izlerken ne hissettin" diye defalarca sormuştu. Sonra yeniden ve yeniden bir yakınını kaybetmenin, cenazesini izlemenin, ölü sûretine son defa bakmanın nasıl bir his olduğunu konuştuk. Mehmet'i aramaya karar verdim. "Belki bugün çıkıp gelecek. Ya da beni cenazeye bekleyecek." Deden nasıl" diye sordum. "Bitmez bir uykuda gibi. Bir ara gözünü açıyordu. Şimdi uyanıyor mu belli olmuyor" Yine de şifalar dilemekten başka bir şey gelmedi aklıma. "Aslında daha önce de böyle yatağa düştü. Belki yine ayaklanır" dedi. Henüz bir yakınını gömmediğinden, bir cenaze nasıl beklenir bilmiyordu. Nihayet insan, ansızın gelen bir ölümle her şeyi öğreniyordu. Ona hacı gavurdan bahsettim. "Köye cenazeye gidiyorum, gelirsen evde olamayacağım haberin olsun" Şaşırdı, bu ölümü, dedesinin olası akıbeti üzerinde âlâkadar buldu. Şu işe bak dedi, "Ben senden önce çıktım evden. Neredeyse cenazeye gittiğim kesindi. Ama olana bak şimdi. Bir de bakarsın bizim ki ayaklanır" Mehmet, bir başkasından dinlemediği sürece, kendi düzleminde mucizevi dokunuşları inanırdı. Fakat ne zaman başkasından duysa; "Olur mu canım öyle şey, muhakkak işin içinde baska iş var" der, kendince bir çok ihtimal sayıp dökerdi. Nihayetinde ikna edemez,
AYRİYETEN AYRİYETLER
Rüzgâr sönüyor, Çiçekleri öldürmesinler. Yel yatıyor, Turnaları uçursunlar. Şimdi oradaydı dost, Kaçıncı bahar kadını? Rüzgâr alevleniyor, Çiçekleri közlesinler. Akşam yaz güneşi vardı oysa, Berduşt gibi sarhoşsa şair, Kelimeleri zakir... Şair hep buraların insanı, İnsanlar sokakların sahipleri. Rüzgâr yelleniyor, Ufukta başka bir hayat gözüküyor, Hadi dalgalara meydan okuyalım dost. AYKUT BARIŞ ÇELİK
Edebiyat
Şairin dediği gibi: Hiç bir yaramız yok amma her tarafımız sızlıyor.... Her taraf puslu ne dost belli ne düşman.. Nasıl bir devire denk geldik arkadaş....