Elmas renkli bir inci billûrdan da duru O, Cennetlerin şimşeği, Nebî'nin göz nûru O! O'nda îman, onda aşk, O'nda nûrdan çağlayış, Görülmüş mü âlemde böyle yürek dağlayış?.. Rabbin rızası için malı canı saçtı hep, Peygamber bahçesinde çiçek çiçek açtı hep... Cömertlikte eşsizdi, güzellikte de tekti, Ümmet gülistanında taze açmış çiçekti... İrfan denizine gark olmuş yüce erdi O, Sanki billûr bir ırmak, sanki bir kevserdi O!.. Nebi, "Dünya âhiret dostum" demişti O'na, "Kırk kızım olsa dahi verir idim Osman'a..." Hz. Osman ( Radıyallahu Anh )
Geceye güzel dizeler bırakmak lazım!
Zamanı, insanı, özümüzü, ilişkilerimizi sorgulatan cinsten.. gece yolculuğu a. yaşlılık penceresi kimi derin derin bir uykuda kimi de sonsuz bir yolculukta... yağmur ölgün ölgün damlamakta gece bile sinmiş bir kenara sokakta ne düşünüyor dersin?... gece böyle kara kara... neye ağlıyor dersin geceler?... kara kara..... sana mı ? bana mı ? yoksa ona mı ?... yoksa eriyip, geçip giden zamanlara mı?... yoksa birbirlerine sırt çeviren insanlara mı?... biz geçeriz... zaman geçer... dünya kalmaz yerinde... ölüm çiçektir dostum... taze kalmaz günlerce...... ne ağlayan gece kalır...
Müzik
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"BİZ" "ONLAR"A NASIL ANLATACAĞIZ!..
Yıllar önce bir dostum "çok beğendiğini" söyleyerek okuduğu kitabı göstermişti. Benim de kitaplara az-buçuk merakım var. Mâlûm. Okumaya başladım. Tek diyebileceğim şu: Hiçbir şey anlamadım. Abartmıyorum. Cidden hiçbir şey anlamadım. Çünkü metinde kullanılan "yeni Türkçe"ye (kurbağaca) hiçbir âşinâlığım yoktu. Oradaki "salt"lar, "ilgin"ler, "ivedi"ler, "içkin"ler kafamda hiçbir taşı yerinden oynatmıyordu. Fakat dostum "çok beğendiğini" söylemişti. Sözünde de samimiydi. O zaman Türkiye'de, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte boy verip gelişen, "iki Türkiye" olduğunu anladım. Bir "biz" vardık. Bir "onlar" vardı. Bir "bizim kelime dağarcığımız" vardı. Bir de "onların kelime dağarcığı" vardı. Muhtemelen, ben de ona Risale-i Nur'dan bir bölümü okutmak istesem, aynı reaksiyonu alacaktım. Aynı dili konuşuyorduk. Lâkin aynı dilde yazmıyorduk. Bu fark edişi yaşadıktan sonra hayatımdaki birkaç şeyi değiştirmeye karar verdim. Birincisi: Onların kitaplarını da okuyacaktım. Okumak zorundaydım. Zîra onlarla konuşmaya çalışıyordum. Hâlihazırda İslâmî kaynakları okuyanlar muhataplarım değillerdi. Onlar zaten berzahlığım gerekmeden bilgiye ulaşıyorlardı. Bana ihtiyaçları yoktu. Ben, eğer bir tebliğ dili yakalamayı amaçlıyorsam, ötekilerin diline alışacaktım. Alışmalıydım. Konuşacaktım. Konuşmalıydım. Onlarla hakikat arasında bir berzahlık oluşturmalıydım. Yapabildiğimce. Bundan kaçınamazdım. Çünkü bilgiyi taşırken kuş değil koyun olmayı bizzat mürşidim bana nasihat ediyordu. Bu nasihati görmezden gelemezdim. Koyun dediğin aynı zamanda yediğinin berzahıydı. Otu alıp süte çevirirdi. Kuş berzahlık yapmıyordu. Yediğini yediriyordu. İkincisi: Yazım dilimi değiştirdim. En azından elverdiğince denedim. Zorladım. Bunu yaparken "Osmanlıca kelimeleri kullanmayı büsbütün bıraktım"
Benim vekilim Sen'sin Yarabbi Rabbim ben sana tevekkül ettim , Benim vekilim Sen'sin Yarabbi. Aşk ile ben Sana iman ettim, Benim vekilim Sen'sin Yarabbi. Alemde bir olana sığındım, Ben Mutlak olan Can'a sığındım. Sahibim sensin Sana sığındım, Benim vekilim Sen'sin Yarabbi. Dünyada senin aşkınla yandım, Ben senin yüce adını andım. Sırdaşım Sen'sin sana bağlandım, Benim vekilim Sen'sin Yarabbi. Rabbim beni benden alan Sen'sin, Yüreğimde değer bulan Sen'sin. Benim gönül dostum olan Sen'sin, Benim vekilim Sen'sin Yarabbi. Yusuf olarak ben yanıyorum, Ben ki Sen'den yardım umuyorum. Ben bir tek sana tutunuyorum, Benim vekilim Sen'sin Yarabbi.
Din İslam
AŞK MIYDI İLHAN İREM’İ SONSUZ KILAN…
Babam, bana İsveçli müzik topluluğu Abba grubunun “i have a dream” şarkısını aç, derdi. Ben de onun gençliğine yolculuk yaptıran bu şarkıyı severek açardım. Sonra İlhan İrem, Barış Manço, Cem Karaca, Ali Ekber Çiçek dinlerdik. İlhan İrem sevgisi çocukluğumdan aşılanmıştı bana. Lisede aldığım ilk kaset “Best of Tanju Okan Bir Zamanlar” albümü olmuştu. Üniversite yıllarımda sevdanın derinliğinde, bir ayrılık akşamında en çok İlhan İrem ve Fikret Kızılok şarkılarında teselli bulurdum. Sarıyer’e atandığımda uzaklardan dinlediğim İlhan İrem’in konserlerinin olduğunu öğrenince nostalji apartmanının sakini olmamdan heyecanlandım. İki defa Harbiye’de, bir defa Zorlu Center’da arkadaşlarımla konserine gittik, onu dinlemenin farkındalığını yaşadık. Konser esnasında verdiği anlam dolu toplumsal iletiler, onun duruşunu ve özgünlüğünü, özel bir sanatçı olduğunu bizlere derinden hissettiriyordu. Harbiye konserinin birinde bir İlhan İrem sevdalısı, benim için “bezgin” diye bağırır mısın dedi, ben de bağırdım tüm gücümle ve o an “Bezgin” şarkısını söyledi İlhan İrem. Dinleyicilerin çoğu, kızları ile bu özel konsere gelen annelerden oluşuyordu, İlhan İrem sevgisinin kuşaklar arası olduğunu anlıyordum çünkü aşkın en güzel yaşandığı zamanlardan, şarkılardan geliyordular şimdiki zamana… Her yıl bir konser veriyordu. Bir sonraki konserinin Bursa Kültür Park’ta olduğunu öğrendim. Görele ilçesinde Nihat Gürel Anadolu Öğretmen Lisesinden ilk öğrencilerimden İngilizce öğretmeni Ümit Demet’in Bursa’da okuduğunu hatırlayıp onu aradım. Ümit, sevgilin var mı? Evet, hocam. O zaman daha iyi. Sana biletleri alman için yolluyorum. İlhan İrem konseri var…Hocam sen Bursa’da değilsin ki… Sorun değil kardeşim, yarın oradayım… Kabataş açıklarında bir saate yakın sağanak yağmur altında tarihi çeşmenin
Müzik
A
Tek dostum bu satırlar
Duygu ve Düşünce