Bugün rüyalar üzerine bir yazı yazmak istedim. Ortaya ne tür bir şey çıkacak bilmiyorum. Fikrimce yazı birçok şeyi barındıracak ama hiçbir şey bulundurmayacaktır.
Biyolojik olarak uykuya daldığımızda bedenimiz sessizliğe bürünür, kalp ritmimiz düşer, nefesimiz derinleşir. Dışarıdan bakan biri için dünyadan kopmuşuzdur ama içsel dünyalarımızda bambaşka bir hikaye yazılıyordur. İnsan uykuya daldığında bilinci kapanır. Beyin uyku süreci boyunca uyanık olduğu zamandan daha çok enerji harcar. Buradaki önemli fark gün içinde görme, duyma, konuşma üzerinde enerji harcaması olurken; uyuduğunuzda bu enerji tamamen içsel bir düzenleme olur. Gün içinde yaşadığımız, bastırdığımız her şeyi bu dinlenme sürecinde beyin dosya gibi bir araya getirir ve rüyalar oluşur.
Bilimsel olarak rüyalar iki evrede gerçekleşir: NREM (hızlı göz hareketi olmayan) ve REM ( hızlı göz hareketi olan). Gece boyunca bu evreler bir döngü halinde tekrarlanır. NREM evresi uyku ile uyanıklık arasında geçen rüya çizgisidir. Bu evrede görülen rüyalar görüntüden ziyade daha çok hisse bağlıdır. REM evresi ise rüyaların asıl şah damarıdır. Burada insan rüyaları görsel olarak net görür ve beyin uyanık olduğu zamanki kadar düzgün çalışır. 90 dk da bir zihin REM evresine geçiş yapar, gece ilerledikçe de bu süre artar. Beyin uykuda hiç durmaz aksine bilgi arayışında olan bir insan gibi sürekli bir şeyler toplar. Gün içinde yaşanan küçük kopmalar, fark edilmeyen yüzler, basite alınan düşünceleri bir araya toplayıp masaya yatırır. Mekan, zaman, olay akışı her şey bükülür. Rüyalar anlamsız bir hale gelir fakat rüyalar bu süreçte metaforlarla, sembollerle konuşur ve bence bu süreç içinde bize bir şeyler anlatmaya çalışır, tıpkı bir şiir gibi.
Bunun dışında Lucid dediğimiz rüyalar var. Rüya gördüğünüzü fark etmeye lusid