Pınar

Puan vermedi·464 syf.··
Beğendi
·
2019 38. kitabı
Yüzyıllık yalnızlık kitabımızın yazarı Gabriel Garcia Marquez’dir. Kolombiyalı olup bu eseri ile Nobel edebiyat ödülüne layık görülmüştür. Hukuk eğitimi almış yazarımızın bir çok eseri meşhurdur. Albaya mektup yok, Şer saati vb gibi. Yazarımız 2014 yılında hayatını kaybetmiştir. Kitabın incelemesine başlarken ilk olarak yazarın kitap hakkında kendi söylemlerine yer vermek sağlıklı olacaktır. Marquez eser için şunları söylemektedir; "Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli, kocaman bir evde, toprak yiyen bir kızkardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha az bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı... Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım... Bu romanı büyük bir dikkatle ve keyifle okuyan ve hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan hiçbir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek satır bulamazsınız." Yüzyıllık yalnızlık. İsmi ile müsemma bir eser. Eserde yüzyıl geçiyor neredeyse ve her yaşayan karakter her yılda bir miktar yalnız. Roman, Kolombiya’nın, 19. yüzyıl başlarında bağımsızlığını ilan etmesi ile başlayan süreçten beslenir. Olayların geçtiği yer
1000Kitap
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·264 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
Bütün yaşadıklarından ona sadece müthiş bir yaşama açlığı kalmıştı. Doğar ve kendi seçimlerimizin asla sözünü edemediğimiz bir şeylerin ortasında buluruz kendimizi. Doğarız ve yaşamaya başlarız daha kendimizi aynada görmeye başlayamadan. Doğarız ve birine anne birine baba dediğimiz bir şeyler anlatırlar bize. Ev, aile, çevre, kardeş, insan olmak, iyi olmak, aman kızım terbiyeli olmak, aman oğlum adam olmak. Her şey tepeden inme bir darbe ile konulur içimize ve önümüze. Neden geldiğimizi bilmeden, nereye gideceğimizi bilmeden elimize tutuşturulan ve hayat denen o şeyi yaşamaya başlarız. Ama bize öyle öğretilir ki bu verilen şeyi çok iyi yaşamalıyız. Çünkü en yüceler en iyi yaşayanlardır. Yaşamayı becerebilenlerdir. Daha önce deneme sürüşü yapmadığımız bir aracı mükemmel kullanmamız gerekir ve başlar serüven. Sürebilirsen ne âla! Gülüşün ve Unutuşun kitabı. Yaşamın ve ölümün. Acının ve zevkin. Şehvetin ve duble şehvetin. Toplumun ve siyasetin. Savaş ve barışın kitabı. Yazar, siyasetten devlet sistemlerine, aşktan acıya, özlemden yaşama isteğine, şehvetten ölümün soğuk tenine kadar bir çok konuyu anlatıyor eserinde. Eser kendi içerisinde bir bütünlük ile farklı hikayeler çevresinde toplanmış. Bazı bölümlerini okurken acaba kaç yılında yazılmış dediğim kitabı 1973 de yayınlayan yazar, o dönemde bu da mı varmış dedirten cinsel şeyleri dahi anlatmış. Bazı bölümleri fazla ayrıntı gelse de bana tamamını düşündüğümüzde güzel ve hemen okuyup bitirilesi bir kitap özelliği taşıyor. Yazarın kalemini beğendim. Milan kunderayı isminden ötürü kadın zannedip erkek olduğunu öğrendiğimde geçirdiğim şoku da itiraf etmek isterim :) Ufuk açıcı ve okunması tavsiye edeceğim bir kitap. Aşk bitmeyen bir sorgulamadır - YAZARIN HAYATI- MILAN KUNDERA, 1929’da Prag’da doğdu. 1967’de
Edebiyat
Gülüşün ve Unutuşun KitabıMilan Kundera · Can Yayınları · 20191,398 okunma
Narsist Benlik
Puan vermedi·280 syf.··
Beğendi
·
2020 12. kitabı
1854-1900 yılları arasında yaşamış, İrlanda asıllı Oscar Wilde, kısa ömründe, düşünceleri, yapıtları ve yaşam biçimiyle en çok tartışılan yazarlarında arasında olduğu söylenir. Oscar Wilde, güzelliğin en görkemlisinin sanatta olduğunu, yaşamın, güzelliklerin yaşanması olduğunu söylemiş, böyle yaşamaya, böyle yazmaya çalışmıştır. Okuduğum kitapta özgürlüğe ve dogmalara başkaldırmış bir yazar görmek mümkün kanaatimce. Dorian Gray’in portresi.. Bir adam. En güzel hayalleri süsleyecek bir biblo. Rüzgarın serince yanağınıza değdiği o tatlı hissi veren bir bakış. İnsanların kendi ruhları aç, çıplak. Akıl almaz bir bütünlükle var edilmiş bir insan. Tamamen büyüleyici ve dahi tamamen korkunç. İnsan denilen varlık, salt bir boşluğu temsil eder. Yokken var, dolu iken boş, ölü iken yaşayan. İnsan olmanın cürmü ile atılıyoruz hayata. Büyülenirler ağlıyor, acı çekerken şaşkınlaşıyoruz. Yaşamın peşinden koşarken kaçmaya çalışıyor, elimizde olanı görmeyip kaçanı kovalıyoruz. Sahi biz ne yapıyoruz? Yaşadığımızı iddia ederken ölüyoruz. Dorian Gray, işte tamda bu idi. “Trajik bir yaşam savaşına dönüşüyor hayat.” Her parça bir bütün ile güzelleşmez. Her parça kendi içinde yine güzel olabilir. Her eksik tam olmak zorunda değildir. Eksikken de kabul edilebilir. Henry yaşamı olduğu gibi kabul eden yaşam koçu. Gray karakterinin kişiliğini yönlendiren Henry, çoğu fikrini beyan ederken gözümün önüne her şeyi olduğu gibi kabul eden evliya insanları getirdi çokça. Lütfunda hoş kahrında hoş raddesinin inanmayan cinsi işte tam bu karekter. Henry. “Küçük keyifler karmaşık ruhların son sığınağıdır.” “Müziğin içimizde yarattığı şey yeni bir dünya değil yeni bir kaostur.” “Ruhun acısı ancak duyular alır, nasıl ki duyuların acısını alabilecek tek şey de ruhtur.” ... Slbynin annesi ile
Edebiyat
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,3bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2019 9. kitabı
BÜTÜN ŞEYTANLAR BURDA Sabahattin Ali’nin önemli ikinci eseri, İçimizdeki şeytan. İkinci eseri diyorum çünkü ilki kesinlikle Kürk Mantolu Madonna’dır. Yazarımızın alengirli hayatı süzgecinden çıkan bu nadide eserler bizleri hayatımızın içinde manalı yürüyüşlere çıkarıyor. Sabahattin Ali, bir öğretmen. Kendini belli amaçlara bağlamış ve bu uğurda ölüp veya öldürüldüğü muammalı bir bir yazar. “İçimde öyle bir şeytan varki bana hep istediğimden başka şeyler yaptırıyor” İnsan denilen yaratılmış varlığa baktığımızda birçok cepheye hitap ettiğini pekala biliriz. İnsan tek bir benlikten meydana gelmiyor. Çoğumuz kendimizi anlatırken birçok yönümüzden bahsederiz hatta hiç bize ait olmayacak şeylerin başrolü olarak anlatırız kendimizi, yaşadıklarımızı. Ve hiçbir zaman onca benliğin arasında hangi ben kendimizdir aska bilemeyiz. Hepsi kendimizi oluşturur. Burası net. “Yüksek insan dışına değil içine kuvvet verendir” Romanın kahramanları Ömer, Macide ve Bedri. Üç insan. Kendi dünyalarında kendilerini aramaya çıkmış ve mütemadiyen kaybolmuş, düşmüş ve bulamamış üç içi dolu şeytan. Belki en masumu Bedri. Belki en hayatın kenarına itilmişi asla ortasında bulunmayanı Macide. Ve en kaybolmuşu Ömer. Ömer; küçük bir şey onu müthiş heyecanlara götürebilir. İçinde bir kainatı taşır. Ve bir yaprağın ardında bir dünya görür ve koca dünyayı görmeden yaşar.. Kitapta çoğu yerde akıcı ve insanı düşündüren cümleler sarf edilirken, bazı yerlerde gereksiz ayrıntılar ve uzun betimlemelere yer verilmiş. Ömer’in Macide’ye olan aşkı. Ömer’in o kocaman karanlığın arasında yalnız içinde bulunan bir ışıkla dolaştığı yerde ilk gördüğü ışıktı Macide. “Hayatın daha ne demek olduğunu bilmeyen bir insana yaşamak isteme arzusunu hissettiren şeydi aşk.” diyordu. Yaşamaktan değil daha çok yaşayamamaktan
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,1bin okunma
Puan vermedi·100 syf.··
Beğendi
·
2019 18. kitabı
ÖLÜM! Fiziksel bir buhranın acısının iç buhranların acılarına denk gelmesi, Ivan İlyiç’in ölümü! Tolstoy’un başka eserlerini daha önce okuduğumdan bu eserde biraz farklı bi beklenti ile okumuş olacağım ki eserin sade ve düz bir anlatıma sahip olması beni şaşırtmıştı. Meğer yazar bu eserde, böyle bir anlatımın en iyi şeklinin örneğini sunuyormuş bizlere. Eser genel manada yazarın kendi tanımı ile sıradan bir yaşamın ölümle yüzleşmesini konu ediniyor. Sade ve açık bir dil. Bir yaşam bir ölüm çekişmesi. Yaşamak isteğinin sınırsızlığı ve ölümü kabullenememe. Her sabah uyandığımızda halıya gözlerimizi dikip bakarak sorguladığımız hayat hengamesi. Bir ölüm, bir yaşam. Kitap fiziksel bil hastalık üzerinden anlatmış olsada, yaşadığından değil güzel yaşayamadından intihara boyun eğmiş bir iç debelenmeyi aksettiriyor okura. Şahsen ben böyle hissettim. Ölüm.. ölüm hepimizin kapısında ve yaşam hepimizden nice uzak. Yaşamın içerisindeki yerimizi tanımlarken kimsenin BEN YAŞAMIN TAM ORTASINDAYIM, İÇİNDEYİM demediği yaşamları sırtlanmış ilerlemeye çalışıyoruz. Ölüm, belki durak, belki bir başlangıç ve belki tamamen son. Ölüm hakkında söylenecek en gerçek şey ölümün gerçek olduğudur. Ivan İlyiç ölümün kıyısına vardığında yaşamın ne derece yalan olduğunu fark ediyor. Bu durumu Zeki Müren çok güzel özetlemiş ; Ne sevincin ömrü varmış Ne gün gören çok yaşarmış Meğer hayat bir masalmış Zevk-u safa yalan imiş Kaçan fırsat elde kuşmuş Herşey fani, hayat boşmuş Mecnun, Kerem boşa coşmuş Aşk ve vefa yalan imiş Hani Harun malı nitmiş Hani Lokman canı nitmiş Hani Cengiz şanı nitmiş Yalan dünya, yalan imiş.. Unutmayın! Hepimiz bir yaşam ve bir ölümden ibaretiz.
Edebiyat
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,1bin okunma
Reklam