E.T.Y

Gerçek hayat aydınlığa değil, karanlığa uzanıyor.
9/10
·512 syf.··
Beğendi
·
2024 73. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2024 13:05
Karanlığa, Lenu ve Lila’nın küçücük halleriyle evcilik oynadıkları aydınlık avluya değil de, oyuncak bebeklerini attıkları, sonra korkup giremedikleri o derin karanlığa . Lila yıllar önce karanlığa bıraktığı bez bebeğin adını kızına verirken onun da tıpkı bez bebek gibi kaybolacağını, karanlıkta kalacağını bilemezdi kuşkusuz. Kendi içindeki karanlığın, yıkıcı inatçılığının kızının bedenine akacağını, onu eritip yok edeceğini de bilemezdi. Kim biliyor ki, yaptıklarımızın ya da yapmadıklarımızın ne getireceğini, daha beteri ne götüreceğini, Lila bilsin. Bitmek bilmez bir suçluluk hissi olan anneliğe, baskıcı bir toplumun içinde kadın olmaya; sahip oldukları toplumsal ayrıcalığa sıkı sıkı sarılırken kadınları nefessiz bırakan erkekliğe; bir ülkenin, bir mahallenin insanı olmaya, aidiyetin biçimlerine; yozlaşmaya; aşka, sağlıksız bir toplumda sağlıklı bir gelişim göstermesi mümkün olmayan, kirli sokaklarda oynarken üstünü temiz tutmayı beceremeyen, ama kapıyı her açışımızda karşımızda gülümseyerek beliren o duyguya dair ne çok şey söyledi bu kitap bana. Kalbimi kırdı, ruhumu öfkeyle doldurdu belki ama sırtımı da sıvazladı. Lila ve Lenu’nun arkadaşlığı gibi, hem yıktı hem yaptı. Kımı zaman kendimi bir pembe dizinin içinde hissettiğim oldu yalan yok. Ama Ferrante kelimelerinin ilmeğini hiç çıkarmadı bileğimden. İyi ki okudum. Çevirdiği kitaplara kızları gibi davranan, sohbetini hiç esirgemeyen sevgili Eren Yücesan Cendey e çok teşekkür ederim.
Edebiyat-İnceleme
Kayıp Kızın HikayesiElena Ferrante · Everest Yayınları · 20251,414 okunma
Reklam
Şad olup güldüren Yalan Yanlış bir dünya..
10/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2024 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2024 02:59
“Karakterler serçe parmaklarından tutuşmuş da metaforik bir halaya durmuş gibi..” demişti bir arkadaşım. Okuyunca ne kadar nefis bir benzetme yaptığını anladım. Başı çekenin, mendili tutanın, Deliler Evi’nin kendisi olduğunu da. Öncelikle, bu halayın bu kadar hızlı akacağını tahmin etmemiştim. Bir oturuşta 80 sayfayı okuyup kafamı kitaptan kaldırdığımda, zihnime onlarca insanın hikayesi hücum etmişti çoktan. Oraya kadar nasıl sürüklendiğimi öyle anlamamıştım ki, aralarından biri beni durdurup evladım sen burada ne yapıyorsun dese, vallahi bilmiyorum derdim, ben en son Ülkü Bey’in sallanan kürsüsüne bakıyordum. Her ne kadar her şey Karadeniz’in küçük bir kentinde başlayıp bitse de, 400’den fazla karakterin ucu ucuna dikilmiş hikayeleri haritada geniş bir alana yayılıyor. Hariciye Nazırı Kasım Paşa’ya bakmak için bir koşu Budapeşte’ye, Kulaksız Ziya’nın köklerine eğilmek için bir koşu Kafkaslar’a gidip geliyoruz. Ülke sınırlarını aştığımız gibi zaman sınırlarını da aşıyoruz. Bir ayağımız bugünde beklerken bir anda birinin geçmişinden günah devşirmeye koşuyoruz, bir anda 19. yy da bir ölüme tanık ediliyoruz. Karakterlerin, zamanın ve mekanın bu kadar değişken olması kitabı ara vermeden, dikkatle okumayı gerekli kılıyor. Ki zaten, elinizden bırakabileceğiniz bir kitap olmadığı için, fazladan bir şey yapmanıza da gerek kalmıyor. Kıymetinizi biliyor, üstüne eğildiğiniz zamanı size kat be kat karşılığıyla veriyor kitap. Bu kitabın en etkileyici yanı, Ayfer Tunç’un yaratığı, kısa kısa anlatıp geçtiği tüm karakterlere can üflemiş olması. Nasıl da gerçekler. Nasıl da her yerdeler. Bu insanların kurgunun bir parçası olduğunu öyle sık unutuyorum ki okurken, bazılarının gerçekten yaşamış olma olasılığına kuvvetle inanıp Google efendiye sormaya gidiyorum. (Bunu inatla o kadar
Edebiyat
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa TarihiAyfer Tunç · Can Yayınları · 20195,5bin okunma