Okurken bir başka yazarın romanını okuyormuşum hissine kapıldığım, Orhan Pamuk derinliğini yakalayamadığını düşündüğüm bir roman Kırmızı Saçlı Kadın.
Olay örgüsünün içine serpiştirilmiş gibi duran küçük hatalar okurken beni rahatsız etti. Daha ilk sayfalarda Gebze'den gidilen hayali Öngören Kasabası'nın Küçükçekmece yakınlarında olup giderken Büyükçekmece Gölü'nden geçilmesi ile başladı rahatsızlığım, haftasonu çarşı iznine çıkan askerleri inzibatın değil de jandarmanın kontrol etmesiyle devam etti.
Karakterlerin oldukça yüzeysel işlenmiş olduğunu düşündüm okudukça. Ne Kırmızı Saçlı Kadın'ı yakından tanıyabildim ne de Cem'i. Yılların kuyucu ustasının ip merdiveninin olmamasına, solcu çadır tiyatrosunun dansözlü aç aç eğlenceleriyle karıştırılmasına takılırken aklım hikayeden uzaklaştım.
Belki de bazen başyapıtların ardından böyle eserlerin gelmesi yazara biraz nefes aldırırken sadık okuyucunun şımarık davranmasına, daha büyük beklentilerle okumaya başlayıp ardından hayal kırıklığı yaşamasına neden oluyor.
Beklentisiz de olsa yine de okunması gereken bir roman Kırmızı Saçlı Kadın. Hele ki hayatınıza yön veren bir Kırmızı Saçlı Kadın varsa.