Jonathan Franzen romanın kendisinde de sözünü ettiği gibi, bir başyapıt ortaya çıkarmak adına 632 sayfalık, oldukça kalın bir eser ortaya koymuş.
Romana adını veren karakter Purity yani "Saflık" kendi adı yerine Pip adını kullanmayı tercih ediyor. İlk bölümde onu ve annesini tanırken aynı zamanda da romanın nasıl ilerleyeceğine dair ipuçları elde ediyoruz.
Her bir bölümde farklı bir karakterin hayatının derinine iniyoruz. Neredeyse doğumundan itibaren karakteri tanıyor ve gelgitlerlerle örülmüş bir kronolojik sıralamada karakterin asıl konuyla ilgisini çözüyoruz. Bu esnada da bazı karakterlerin gerçek hayatta yaşayan kişiler olduğu hissine kapılmadan edemiyoruz.
Franzen roman boyunca üçüncü tekil şahıs üzerinden anlatım tercih etmişken bu durum sadece karakterlerden Tom'un bölümünde değişiyor ve birinci tekil şahısa dönüyor. Bu nedenle her ne kadar afı Purity de olsa Pip'in değil, belki de Tom'un romanı Saflık.
Kitabın dili her ne kadar basit olsa da yazarın uzun cümle merakı ve bazı konularda okurun bilmek istemeyeceği kadar derine inme çabası, birçok yerde kopmalara neden oluyor. Buna çevirmen tarafından Türkçe karşılığı dipnota bırakılıp İngilizce dışı dillerde geçen cümleler aynen metnin içinde bırakılınca -Franzen'in tercihi de çevirmenle aynı yöndeydi- okuması yer yer zevksizleşebilen bir roman ortaya çıkıyor.
Ben bir okur olarak uzun romanlarla aramda bir bağ kurarım ve benim için diğerlerine göre daha hatırlanır olurlar. Saflık da öyle bir roman. Yer yer okurken sıkılmış olsam da, bazı cümlelerde yazarın sırf daha uzun yazabilmek adına dili zorladığını hissetsem de nihai düşüncem Saflık'ın okumaya değer bir roman olduğu.