…’Galiba dışarıda da, hele milletlerin milletçe acı çektikleri sıralarda, insanlar hem yapayalnızdırlar hem de öteki yalnızlar tarafından sürekli olarak itilip kakılıyorlardı. ‘Böyle zamanlarda insan yüreğini, aklını hatta şuuraltını birileri hep gözetliyor gibi tedirginlik duyar. Bir çeşit çıplak kalmanın utancıyla bunalır. Acaba hepimizi olduğumuzdan biraz daha aptal, biraz daha hırçın yapan, yaşadığımız bu karanlık günler mi?’…
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Yıllardır okumaya niyetlendiğim Cengiz Aytmatov ve bunca zamandır okumadığım/okuyamadığım için çok üzgünüm. Olayları birebir yaşadım resmen; o tarlada, evde, tren garında, Canbolat 'ın doğumunda... Maysalbek şapkasını bıraktı ben gözyaşlarımı...
Kitabı okumadın ve incelemelere bakıyorsan kesinlikle okumalısın, hemen, vakit kaybetmeden. Anadolu insanı, analarımız aynı böyle çünkü.
Keyifli okumalar dilerim.