Ardındaki çikolata renkli duvarın önünde, mavi pamuk gömleği göz kamaştırıyor. Bu da, evet bu da Bulantı veriyor insana. Daha doğrusu Bulantı’nın ta kendisi bu. Bulantı benim içimde değil: Onu orada, duvarda, askıların üzerinde, dört bir yanda hissediyorum. Kafeyle özdeşleşiyor; o bende değil, ben ondayım.
Soğuk da gece de öyle katışıksız ki ben bile donmuş bir hava akımından farksızım. Kandan, lenften, etten sıyrılmak. Şu uzun kanal boyunca karşıdaki solgunluğa doğru akmak. Soğuktan başka bir şey olmamak.
Bazı şeyler ne kadar akıl almaz olursa olsun sakin davranmak gerekirdi. Bu büyük adalet sisteminin kısmen sonsuza dek belirsiz kalacağını ve insan kendi kafasına göre bir şeyleri değiştirmeye kalktığında ayaklarının altındaki zemin kayıp da içine düşerken, bu büyük organizmanın insanın neden olduğu bu küçük sarsıntıyı gayet kolay telafi edeceğini -her şey birbirine bağlıdır çünkü- yerine yenisini koyabileceğini ve hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden yoluna devam edebileceğini ve hatta büyük bir ihtimalle daha katı, daha dikkatli, daha sert ve daha kötü olacağını kabullenmeye çalışmak gerekirdi.