karanlık çökünce ininden çıkan
bir kurt gibi salıverilen hayal
çekiyor saçının son aklarını
yine bir sokakta, bir menekşenin
tek tek koparıyor yapraklarını
zaman omuzumda gizemli taun
oysa melankoli daha firavun
yüreği elinde mâsum dilenci
dinleyemediğim bir şarkı gibi
sunuyor aşkını göçmen kuşlara
usulca yayılan tebessümünden
kıvılcım düşüyor kaldırımlara
günbatımı kadar seyrek ve sarı
nazara geliyor sevda suları
bakarken dümeni kırılan gemi
her dalga fırtına, her damla vurkun
aşk ki, içimde kayıp bir liman
denizi taşıyan martılar yorgun
yer yine kırmızı; gök yine duman
Nasıl da çizgilendim, büsbütün aklaştı saçlarım
Ve yorgun bir duman gibi savrulup çay ocaklarından
Düzlere vursam düzlerden
Dağlara vursam dağlardan
Önce bir kendime doğru: kimsesiz, ince, sokulgan
Sonra hep her şeye doğru, o denli hızlanaraktan
Ve cansız, ve soluk kilise resimleri gibi
Acılı, bungun, geçerim dalgınlığınızdan
İçimin dağlarını duman basmış
Ağaçların dalları bir o yana bir bu yana
Ve yapraklar ve kuşlar birbirine karışmış
Savruluyorlar gökyüzüne
Ve onlara ve hareket eden herseye inat
Sonbaharla birlikte efkâr
Demir atmış içimin derinliklerine