Baharda dallarda açan çiçeklere hayretle bakmanı, güzelliklerini tefekkürle temaşa etmeni, nakışlarına ve renklerine hayran kalmanı, onlara nazikçe dokunup, "Ne güzel yaratılmışlar," demeni istiyor onları yaratan. Baksana, meyveyi sana sunmadan önce ağaçların kuru dallarını çiçeklerle süslüyor, ardından sana oradan meyveler ikram ediyor. Onları yerken senden istediği sadece şükür. Vaktin varken git, temaşa et şu bahar sergisi âlemini. Varsa kalbinin üzerinde karanlık perdeler, bir bir kalkar o vakit. Çünkü görülen bu âlemin ötesi var; kalbin orayla bağlantılı. İçinde olduğumuz her türlü gaflet, o bağlantıyı zayıf düşürür.
Insanların bana sorduğu bir başka şey ise șu: Bu endişe verici
düşüncelerden kurtulmaya çalıştığımda nasıl oluyor da bir türlü
gitmiyorlar?"
Bir şey hakkında düşünmeyi bırakmaya ne kadar uğraşırsanız durmanın o kadar zor olduğunu hiç fark ettiniz mi? Bu düşünceden kaçmak için ne kadar çaba sarf ederseniz o kadar çok karşınıza çıkacak gibidir.
Küçük bir egzersiz yapalım.
Dikkatinizi hazır çekmişken sizden develer hakkında düşünmemenizi isteyeceğim. Develeri veya çölleri gözünüzün önüne getirmenizi istemiyorum. Deve desenli hiçbir yastık olmayacak.
National Geographic in ilk sayfasından fotoğraflar olmayacak.
Odaklanmanızı ve develer hakkında düşünmemenizi istiyorum.
Nasıl gidiyor? Iddia ederim ki birçok deve var aklınızda.
Psikolog Daniel Wegner bunu şu şekilde açıklar:
İşin komik yanı, bir şeyler hakkında düşünmemeye çalıştığınız zaman ne hakkında düşünmeyeceğinizi hatırlamanız gerekiyor.
Böylelikle hafızanız -düşünceyi taze tutmaya çalışan zihin bölümü- paradoksal bir şekilde düşünceyi aktifleştirecektir.
Bunu şu şekilde düşünmeyi tercih ediyorum. Beyin korteksiniz belalı deve düşüncelerinden kurtulmaya çalışmakla oldukça meşgul ve görevli. Bahsi geçen hayvanlarla alakalı herhangi bir düşünceyi durdurmak üzere direkt bir komutun altında. Sonra hafıza, tüm bu bir şey hakkında düşünmeme kargaşasını duyduktan sonra küçük bir şekerlemeden uyanır.
Sonra birdenbire yine develer hakkında düşünürsünüz.
Bunun nasıl işlediği büyük bir gizemdir ancak zaten beyin
hâla birçok gizeme sahiptir. Fakat kesin olan şey şu ki evhamlı birine "endişelenmeyi bırak" demenin hiçbir lüzumu yoktur. Develer hakkında düşünmeyi bırakmanızı söylemek kadar faydalıdır. (İşte, yine geldiler!)
Atay bu kitapta şöyle bir cümle kuruyor "Sadece yapamadıklarımızdan pişmanlık duymalıyız ilerde."
İlk okunduğunda akla gelenin aksine kastedilen şey "Keşke yapmasaydım" demenin, "Keşke yapsaydım" demekten daha az acı verici olduğudur.